Sevgi Hakkında Şüpheler

Sevmek mi sevilmek mi sorusuna karşı Fuzuli’ye atfedilen bir söz var. Sanırım hepimiz biliyoruzdur. “Sevmek, çünkü sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın” demiş Fuzuli. Yüzyıllardır sevilmeye karşı hep şüpheci yaklaşıldığını da gösteren bir cevaptır aslında. Bu yüzden de haftalık sitem yazımı sevgiye karşı var olan şüphe üzerine yazmaya karar verdim.

Sevmek ile sevilmek arasındaki en büyük fark bana göre biri bilmeye diğeri inanmaya tabiidir. Bir şeyi ya da birini sevip sevmediğini bilirsin. Hem de net olarak bilirsin. Bazen bildiğin ile yüzleşmek istemezsin, o ayrı. Ama en derinlerinde aslında hep bilirsin sevip sevmediğini. Peki ya sevilmek… İşte ona sadece inanırsın. Asla bilemezsin sevildiğini. Biliyormuş gibi yaparsın, ama sadece inanırsın. Somut olmadığı için sevgi, sadece inanırsın. Bazı somut olaylarda sevdiğini görür gibi olursun, ama yine de bilemezsin, sadece inancın kuvvetlenir. Bakışlarda emarelerini yakalarsın ve istediğin gibi yorumlayıp öyle inanırsın, ama yine de sadece inanırsın.

Sevildiğine inanmak ya da sevildiğinden şüphe etmek… Tüm ilişkilerimizde temeli oluşturan etkenlerin belki de en büyüğü. Çünkü sevildiğine inanırsan, arkadaşına, eşine, akrabalarına vs güvenirsin. Ama sevildiğine dair şüphe duyduğun anda işte bütün ilişki yıkılmaya doğru gider. Belki yıkılmaz, hasarlı şekilde ayakta durmaya çalışır. Eh zaten güven de diğer temellerden birisi değil miydi?

Karşındakinin bakışlarında, davranışlarında, senin yanında olduğu ve olmadığı zamanlarda, yaptığı fedakarlıklarda, …da, …da, …da hep hissedersin o sevgiyi. Hissettiğin için “sevildiğini bildiğini” söylersin. Sonra bir olay olur, anlık da olsa şüpheye düşersin. O şüphe kemirir de bitirir seni. Artık sevildiğine inanmaz olmuşsundur. Karşındakinden telafi etmesini, belki de yeniden ispatlamasını istersin sevgisini. Yeniden inanmak istersin sevildiğine. Bak sevilmek nasıl da bilinen değil de inanılan bir olguymuş, gördün mü? Hani biliyormuş, eminmiş gibi dolaşıyordun ya ortalarda. Halbuki sadece inanç olduğunun farkına varsan bu kadar yıpranır mıydın?

Sevildiğine inanmak bazen çok yorucu, bazen huzur kaçırıcı bir şey oluyor. Çünkü gerçekten emin olmak, gerçekten bilmek istiyorsun. Ama o işin doğasında bilmek yok ki. Sadece inanmak var. Sevildiğine inanmak bazen dünyanın en güzel hissi oluyor. Çünkü sadece inanıyorsun, hem de kalpten inanıyorsun. İşte o zamanlar ne zamanlar oluyor biliyor musunuz? Karşınızdakinin size karşı olan sevgisini bildiği zamanlarda. Bu, kalpten inanmadığınız zamanlarda karşınızdakinin sizi sevdiğini bilmediği, unuttuğu vs olumsuz şeylerden kaynaklı olduğu anlamına gelmez. Zaten birazdan da burayı konuşacağız. Karşınızdaki size olan sevgisini biliyor ve emin ya, onu size gösterirken siz daha çok hissediyorsunuz, daha çok hissettikçe de daha çok inanıyorsunuz, hatta bazen körü körüne inanıyorsunuz. İşte dünyanın en yaşanılır olduğu an bu anlar, değil mi? İçiniz içinize sığmıyor o anlarda. Sanki tüm dünyanın hakimi sizsiniz, her şeyin üstesinden gelebilirsiniz. O zaman inanın sevildiğinize. Eşiniz tarafından, arkadaşlarınız tarafından, aileniz tarafından sevildiğinize inanın.

Hissetmediğiniz anlarda karşınızdakinin sizi artık sevmediğine inanıyorsunuz ya, yapmayın onu. Karşınızdaki de insan. Onun da bir tarzı var. Onun da bir bakış açısı var. Ha bir de karşınızdaki de sizin tarafınızdan sevildiğine inanmak istiyor olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Tarzı var dedik. Belki onun dışa vurumu sizinle aynı değildir. Belki onun bakış açısıyla baktığınızda aslında size karşı sevgisini hep dışa vurduğu ama frekanslar farklı olduğu için algılayamadığınızı da görebilirsiniz. Belki de karşılıklı olarak sevildiğine inanma konusunda ilk olarak karşı taraf şüpheye düşmüştür de farkında değilsindir. Daha bir sürü şey sayabiliriz.

Şüpheye düşmeyin demiyorum. Evet çevremizdeki arkadaşlarımız tarafından sevildiğimize inanmadan, onlar için emek harcamak, o arkadaşlığı ayakta tutmak zulüm gibi gelir. Sevgilimiz, eşimiz tarafından sevildiğimize inanmadığımız zaman hayatınızı ve geleceğinizi sorgular hale geliyorsunuz. Haklısınız. Sevilmediğinize inandığınız ortamda kalarak, ilişkiyi sürdürerek neden kendinize zarar veresiniz ki? Sizi şüpheye düşüren kişinin de kendisini sorgulaması gerekmez mi?

Tüm bu süreçlerde aslında bilmemiz gereken en temel nokta her şeyin karşılıklı olması. Zaten hepimiz bunu biliyoruz, sadece bazılarımız uygulamada sıkıntı çekiyor. Her neyse konumuz bu değil. Sevdiğini bilirsin, sevildiğine inanırsın, bu kadar basittir. Sen sevdiğini biliyorsun diye karşındaki sevildiğine inanacak değil ya, elbet yansımalarını da görmek isteyecektir inanmak için, aynı sizin istediğiniz gibi. İşte karşılıklı olması bu noktada önem kazanıyor. Bu önemli noktayı çoğu zaman es geçtiğimiz için muhtemel mutluluklarımızı rafa kaldırıyoruz. Karşıdaki kadar kendimizi de sorgulamadığımız için çoğu zaman şüphelere düşüyoruz. Şüphenin kaynağını başrole koymak yerine şüphenin kendisini başrole koyarak müstakbel zararları da beraberinde getiriyoruz. Şüphe doğru, ama üstesinden gelme yanlış çoğu zaman. Kendi yaptıklarımıza bakmadan karşıdakini, karşıdakine bakmadan kendimizi suçlamamalıyız. Sorun odaklı bakmak yerine çözüm odaklı bakıp, hem karşımızdakini hem kendimizi birlikte sorgulasak, aynı şeyi karşımızdaki de yapsa, var olduğunu düşündüğümüz şüphe kendini imha edecektir.

Yazımı son bir uyarı ile bitireyim. Şüphe imha olacak ama bu sorgulamaların sonunda her zaman mutlu sona ulaşacağınızın garantisi yoktur. Şüphelerinizde haklı olduğunuz ya da karşınızdakinin haklı olduğu noktalarda ilişkiyi yürütmek sağlıklı olmayacaktır. Kısa vadede hüzünlü son olsa da belki uzun vadede mutluluk getirir, belki de getirmez, bilemeyiz sadece inanırız. Bakın yine inanca geldik. Eh sonuçta sevgi dediğimiz şey somut yansımaları olsa da soyut bir kavramdır, inanca tabiidir.

Sevdiğimizi bildiğimiz kişilerle, bizi sevdiğine inandığımız kişilerin aynı kişiler olması ve bu kişilerle birlikte ömrümüzü mutlu, mesut geçirme dileği ile…

2 comments

siryuzbilek için bir cevap yazın Cevabı iptal et