“Korkunç bir düşünce belirdi Harry’nin kafasında. Zaten insan tedirgin olmaya görsün, kafasına hep korkunç düşünceler takılır. Ya kendisi hiç seçilmezse ne olacaktı? Ya uzun süre, çok uzun süre, gözlerine kadar inen şapkayla orada öyle oturup kalırsa, sonunda Profesör McGonagall gelip şapkayı çıkarırsa, bir yanlışlık olduğunu söyler de onu yeniden trene götürürlerse?
Uzun zamandır sadece film eleştirileri yapıyordum. Eskisi gibi kitaplardan alıntılar ile bir konu belirleyip onun üzerine konuşmak istedim bu yazımda. Seçtiğim bölüm yine bir Harry Potter ve Felsefe Taşı alıntısı oldu. Bu alıntıyı değerli buluyorum. Günümüzün sosyolojik şartlarında üzerine konuşmayı istediğim bir paragraf.
Harry gibi 11 yaşında hayatımızı kökten değiştirecek, bilmediğimiz aparı bir dünyaya girsek, geldiğimiz yeri bir hayal ürünü gibi düşünürüz. Hatta 11 yaşında değil de hangi yaşta olursak olalım düzen değişikliği bir hayal ürünü gibi geliyor insana. Tabi bu zanların içinde insanın aklında türlü türlü düşünceler belirir. Başarılı olmak istemenin yanında bir de başarısız olma korkusu kovalar içten içe. İşte öyle bir ruh halini tasvir eden yukarıdaki paragraf çok da anlamlı bir cümleyi barındırıyor: “Zaten insan tedirgin olmaya görsün, kafasına hep korkunç düşünceler takılır”
Yeni bir hayata başladığımızda ve bu hayat, önceki şartlarımızdan daha iyi bir yere götüreceği umudunu da barındıryorsa, hepimiz Harry gibi tedirginlik içinde önce başarısız olmayı düşünmüyor muyuz? Bunu her durum için söylemiyorum. Ama genel olarak böyle bir ruh hali barındırıyor bizlerde. Çünkü yaşadığımız coğrafyada toplumsal birer gözaltı içerisindeyiz. Sürekli yaptığımıza karışan, “şöyle yapsaydın daha iyi olmaz mıydı” ya da “sen nasıl başaramadın bunu, bak filancanın çocuğu bundan daha zor olan şunu şunu başarmış” gibi yargılarla ve kıyaslamalarla, hatalarımızı acı bir şekilde yüzümüze vurmaya çalışan tipler var. Bir şekilde alttan alarak, kimseyi kırmadan dökmeden devam etmek istediğimiz şu kısa hayatlarımızda bizlerin sınırlarını zorlayan bu tiplerle gerçekte yapamadığımız kavgaları zihinlerimizde yaşıyoruz. Bir noktadan sonra yeni bir işe girişirken, yeni bir sınava hazırlanırken, yeni fırsatlara yelken açarken ya da riskler alıp yaşam standartlarımızı sıçrama noktasına getirirken, Harry gibi tedirgin bir düşünce yapısına bürünebiliyoruz. Ardından “ya başaramazsam” diye başlayan ve en derin korkularımızla yüzleşmeye giden ama aynı zamanda yüzleşmekten de kaçındıran, berbat senaryoların içinde, en baba gerilim filmlerinden hallice gerim gerim gerildiğimiz bir fiziksel aktiviteyi yerine getirip günlük sporumuzu yapıyoruz.
Bizler olumsuz senaryolar içinde hayat ile boğuşurken hayatımızdaki olumsuz olayları ön plana çıkardıkça hayat da bizlere Hogwarts’ın hademesi Filch gibi davranıyor. Ne diyordu bir yerde Filch, “Öyle… bana sorarsanız en iyi öğretmenler sıkı çalışma ve acıdır… Yazık, o eski cezaları artık vermiyorlar… Sizi bileklerinizden bağlayıp birkaç gün tavandan sallandırmak ne güzel olurdu. Ne olur ne olmaz, belki gerekir diye zincirleri hâlâ saklıyorum odamda… Hadi bakalım, gidiyoruz, sakın kaçmaya kalkışmayın, yoksa haliniz daha beter olur.” Bu cümledeki “acı” dediği şey öğretmenimiz oluyor, tıpkı Filch’in istediği gibi.
Sıkı çalışma da aslında iyi bir öğretmendir. Çünkü kişi çalıştıkça öğrenir, öğrendikçe yeni işlere girişir, başarısız olsa da tecrübelerinden yola çıkıp yine çalışır ve daha fazlasını öğrenir. Her aşaması öğrenmeyi getirir. Tıpkı Harry’nin başına her yıl gelen farklı farklı olaylarla, milletin adını söylemeye korktuğu Voldemort’un karşısına tek başına çıkacak gücü ve cesareti kendinde bulmasına kadar gidecek bir öğrenmeden bahsediyorum. Tedirginliklerimiz bizleri baskılayan bir şeyken, diğer yandan da bizleri diri tutan bir olgu haline gelebiliyor.
Diri tutan kısmını da yine hikayeden örneklemek istiyorum, müsaadenizle. Harry, Seçmen Şapka için tabureye oturana kadar seçilmemekten korkuyorken, Seçmen Şapka’nın Harry’deki özellikleri gördükten sonraki aşamasında, tedirginle aklına gelen korkunç senaryo Slytherin’e gitmek oluyor. Yılın devamında Felsefe Taşı’nın Voldemort’un eline geçmesi Harry’i tedirgin ediyor. Hatta öyle bir tedirginlik ki Rowling bu kısımı şu kelimeler ile anlatıyor; “Harry sınavları nasıl verdiğini yıllar boyunca unutamayacaktı; sanki her an kapı açılacak, Voldemort dalacaktı içeriye. Ama günler geçip gitti, Fluffy’nin kilitli kapı arkasında sapasağlam yaşadığına kuşku yoktu.” Bu tedirgin seviyesini yıllar boyunca unutamayacak gibi hissediyor. Ardından sınavların bittiği gün içinde yaşanan şu kısma atlıyorum;
“Yapamazsın bunu!” dedi Hermione. “McGonagall’la Snape’in söylediklerinden sonra… Kovulursun!”
“NE ÇIKAR?” diye bağırdı Harry. “Anlamıyor musunuz? Snape taşı ele geçirirse, Voldemort dönecek! O zaman neler olur, düşünsenize. Kovulacak Hogwarts bile kalmaz ortada! Yerle bir eder burayı ya da Karanlık Sanatlar okuluna çevirir! Puan silinmesinin bir anlamı yok artık! Gryffindor Okul Kupası’nı kazanırsa, Voldemort sizi de, ailelerinizi de rahat bırakacak mı sanıyorsunuz? Taşı ele geçirmeden yakalanırsam Dursley’lerin yanına döner, Voldemort’un beni orada bulmasını beklerim. Bu da olsa olsa ölümümü biraz geciktirir, o kadar, çünkü hiçbir zaman Karanlık Yan’a geçmem! Bu gece o kapağı açıp ineceğim, ikinizin de sözleri beni kararımdan caydıramaz! Unuttunuz mu, annemle babamı Voldemort öldürmüştü!”
Bakın senenin başında tedirginlik ile beliren korkunç hikaye okuldan kovulma senaryosu iken, yılın sonunda okuldan kovulma konusunda sıfır tedirginlik yaşıyor. Çünkü artık daha büyük tedirginlikleri var. Çünkü hayat devam etti. Hikayenin başındaki tedirginlik sebebi artık anlamını yitirmişti.
Hayat her zaman bir şekilde ileriye devam eden bir şeydir. Bugünün tedirginlik sebepleri yarının saçma konuları olabilir. Bu yüzden tedirginlerin ardından zihnimizde beliren korkunç senaryolara dönüşmesi sadece hayat konforumuzu kısıtlamasına sebep oluyor. Bu kısıtlamanın yaşanmaması için ya da kısa süreli olması için, tedirginlik sebeplerimize karşı diri olup mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu hayatta Seçmen Şapka gibi yeteneklerimizi görmek isteyen kişilerin sayısı çok olsa da hiçbiri Seçmen Şapka kadar kusursuz bir ayrım yapamıyor. Aslında bizler kendi Seçmen Şapka’mızı belirleyip, onun seçimlerine boyun eğmek istiyoruz. Bunun farkına vardığımızda, Harry’nin ikinci kitaptaki gibi Seçmen Şapka ile tekrar karşılaştığında “Yanılıyorsun” dediği ve ikinci kitabın sonlarına doğru Seçmen Şapka’nın yanılma sebebi olarak da yeteneklerimizden çok seçimlerimiz olduğunu izah eden Dumbledore’nin haklı olduğunu görüyoruz. Parantez içinde bu konuda da daha önce yazdığımı ifade edeyim. İsterseniz o yazıya da göz atabilirsiniz. Parantezi kapatalım ve devam edelim. Aslında tedirginlerimizle birlikte zihnimizde canlanan korkunç senaryolara karşı en büyük silahımız seçimlerimiz. Seçimlerimiz ile ya o korkunç hikayeleri gerçekleştireceğiz ya da o korkunç senaryolar ile hiç alakası olmayan, hayat konforumuzu yükselten senaryoları yazacağız. Marty McFly gibi korkularımızın esiri olmayıp, “Gelecek henüz yazılmadı Marty” diyen Doktor’un cümlesine kulak vereceğiz. Evet, bu konuda da yazmıştım 🙂
Eski yazılarıma da atıf yapmaya başladıysam bu yazının da sonuna gelmişiz demektir. Bir dahaki buluşmaya kadar kendinize iyi bakın 🙂