Dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanının Mansa Musa olduğu konusunda birçok tarihçi hemfikir. Kimine göre 400 milyar dolar olarak hesaplanıyor bu serveti. Tabi bu miktar bilinen serveti olarak hesaplanıyor. Aslında daha fazla olduğu konusunda da neredeyse bir hemfikirlik söz konusu. Neyse, konumuz Mansa Musa’nın serveti değil. Yani bununla ilgili birçok yerde, birçok kaynaktan bilgi edinebilirsiniz. Benim konum ise 1324 yılında çıktığı hac yolculuğu.
Hac yolculuğuna çıkma sebebi bazı kaynaklarda, annesinin ölüme sebep olan bir olayın Mansa Musa’dan dolayı gerçekleştiği, bu yüzden de vicdan azabı ile hem Allah’tan af dileme hem de vesile ile hac görevini de yerine getirme maksadıyla bu yolculuğa çıktığı nakledilir. Yolculuk esnasında hem giderlerini karşılamak hem de fazlasıyla sadaka dağıtma niyetiyle kervanın hazırlanmasını isteyen Mansa Musa, yolluk olarak 20 ton altın ayarlamış. Yani öyle anlatılır. İşte yazımızın konusu bu altınlar ve altınların akıbeti.
Cuma günü cuma vaktinde cuma namazı için mola veren kafilenin mola mekanına cami yapılması için altınlar bıraktığına ilişkin anlatımlar, bu altınlara dair ilk rivayetler.
Asıl rivayetler ise Mısır’ın başkenti Kahire’de yaşananlara ilişkin. Kahire’ye varan kafile üyeleri ellerindeki hazineyi tabiri caizse hunharca harcıyorlar. 1 dinar eden ürüne 5 dinar ödeme yapıyorlar. Bu şekilde yapılan harcamalar ile kafile üyeleri, günümüz zengin Arapların karşılandığı gibi karşıladıklarına benzer anlatımlar var. Hani bu zenginliği gören Mısır halkı mı 5 dinar olarak fiyat belirlemiş yoksa Mali Kafilesi mi sadaka niyetini de ortaya koyarak canı gönülden 1 dinar yerine 5 dinar ödeme yapmış bilinmez. Ama olayın bu şekilde yaşandığına dair anlatımları Google kütüphanesinin değerli değersiz, destekli desteksiz web sitelerinde gerçekçi anlatımları okuduğum için ben de size o şekilde aktarıyorum.
Kahire’de bir müddet konaklayan kafile yola devam etmiş. Hicaz bölgesine gelmişler. Yine cömertçe harcamaya devam etmişler. Ama Mısır’daki gibi bir harcama olduğuna dair herhangi bir anlatıma rast gelmedim. Neyse hac dönemi ve görevi bitmiş. Başlamışlar dönüş yolculuğuna. Dönüş yolculuğunda bedevi tipler baskın düzenlemiş ve dönüş yolculuğuna saklanan altınların bir kısmını yağmalamışlar. Yapma sonrası dönüş yolunda tekrar Kahire’ye uğramışlar.
Kahire’de yeniden mola veren kafilenin parası taa Mali’ye kadar dönüşe yetmeyecek diye Kahire’nin önde gelen tüccarlarından borç isteyen Mansa Musa aldığı bu borçlarla kafileyi Mali’ye geri getirmiş.
Mansa Musa’nın parası biter mi? Bitmez. Aldığı borçları ödemiş. Sonra Mali topraklarının çeşitli yerlerine yeni camiler, medreseler yaptırmış. Hatta bu yapıların çoğu için o dönemin en güzel mimari yapıları olmasına özen göstermiş. Sadece fiziki yönden değil, içinde anlatılan ilmin de aynı güzellikte olmasını istediği için, bu medreselere dönemin en iyi hocalarını çekmeye çalışmış. Özellikle Maliki mezhebi açısından önde gelen medreseler haline getirmiş.
Tüm bu yaşananlardan sonra 1337 yılında vakit saat dolmuş, Hakk’ın emri yerine gelmiş ve Mansa Musa bu dünyaya veda etmiş. Yerine gelen oğlu ise muhtemelen birçok açıdan babasına göre daha geri kaldığı için, onca büyük hazineye sahip tarihin en geniş topraklarına sahip Mali Devleti’ni daha da büyütmek, babasının bıraktığı bayrağı daha ileriye taşımak bir yana, tam tersine sınırların küçülmesine dahi engel olamamış.
Neyse Mansa Musa vefat etmiş ama biz yine onun hayatta olduğu ve hac yolculuğuna çıktığı 1324 yılına geri gidelim. Mekan Kahire, Mansa Musa ve kafilesi 1 dinarlık ürüne 5 dinar ödemeleri yapmış. Bol bol sadaka niyetine altınları da dağıtmış. Mekke’ye gitmiş, geri gelmiş, borç almış ve Mali’ye dönmek için yeniden Kahire’den ayrılmış. Ama Mısırlılar Kahire’de kalmaya devam ediyor. Çünkü onlar için hayat orada devam ediyor. Ama nasıl devam ediyor?
Kahire’den bir Mansa Musa geçti ama toplumun her kesiminin evinde fazlasıyla altın kaldı. Zengin fakir demeden herkesin elinde artık belki kilo kilo altın var. Ee tabi dün 5 dinar kazandığı ürünün etiketini tekrar 1 dinara indirmek istemeyen esnaf da var. Çünkü artık herkeste altın var. Bu zenginlikten faydalanmak isteyen esnafı kim haksız görebilir ki? Neyse 1324 yılındaki bu ekonomik ortam bugünkü ifade ile enflasyon olarak adlandırılıyor. Mısır bu enflasyondan öyle bir etkileniyor ki bu etkiden kurtulması tam 12 yıl sürüyor. Yani Google kütüphanesinde yaptığım aramalarda önüme düşen kaynaklarda böyle anlatmışlar. Bakmayın öyle afilli Google kütüphanesi dediğime, hepimizin yaptığı gibi sıradan şekilde Mansa Musa yapıp arattırdım 🙂
Neyse biz Kahire’ye geri dönelim. O dönemin Venedikli tüccarları her yerdeler maşallah. Tabi Kahire ile de alışveriş yapıyor bu Venedikli tüccarlar. Kahire’deki ortam o kadar değişince dikkatlerini çekiyor ve bilgi topluyorlar. Sonra hem yiyip hem içip hem de bu bilgileri Venedik’e dönünce rapor ediyorlar. Venedik çarşı merkezindeki kıraathaneye gidip “Ağalar koşun koşun Kahire’de bir sürü altın var” şeklinde değil tabi bu raporlama. Gidip maliye bakanlığına filan anlatıyorlar. “Efendiler, Mısır ziyaretlerimizde duyduk. Mali diye bir yer varmış. Orada altın madenleri varmış. Hükümdar hepsini çıkarıyormuş. Mısır’a ziyaretinde 1 dinar olan ürüne 5 dinar ödeyecek kadar da arkasını aramıyorlarmış. Bizim de o masada olup, altınlardan nasibimizi almamız lazım. Haberiniz olsun” muhtemelen buna benzer bir şekilde aktarmışlar. Sonra Mali’nin haritadaki yerini, sınırlarını, altın madenlerinin bölgelerini vs tespit edecek şekilde yeni harita çizimlerine başlamışlar. Tabi bu Venedikli tüccarlar ile iş yapan Portekizli, İspanyol tüccarlar da bu söylentileri kendi bölgelerine taşımışlar. Hatta Mallorca’da harita okulu kurulmuş ya da varmış. Bütün haritaları bırakmışlar. Afrika kıtasını daha detaylı haritalamaya başlamışlar. Çünkü Afrika’nın yer altı zenginliklerini Afrikalı yerli halka bırakamazlardı. Avrupa’dan yine bir feraset göstergesi. Afrika’ya gidip o madenleri çıkartıp yine Afrika halkının refahı için harcamaları lazım. Avrupalı olmak, demokrasiyi götürmek demek zaten bu değil mi?
Neyse yine çok uzatıyorum. Konuyu toparlamaya başlayalım. Avrupalılar Mansa Musa’nın hac yolculuğunda yapmış oldukları harcamalar ile Afrika kıtasının maden zenginliğine daha çok dikkat çekmiş oldular. Gele gide gele gide koskoca Afrika kıtasının her karış toprağını bir şekilde kendilerine bağladılar. Bugün Dünya haritasına baktığımızda cetvel ile çizilmiş sınırların temelini oluşturan olaylar zincirinin bir ayağında işte bu şekilde olmuş. Mansa Musa tamamen dini duygularla çıktığı hac yolculuğunda, yaptırdığı camiler, medreseler bir yana, hacca gidenlerin kalması için Mekke’de aldığı arsalar ve evler bir yana, yolculuk boyunca dağıttığı sadakalar bir yana, Afrika Kıtası’nın geleceğine etki etmesi ile ayrı bir yana yazılır. Tabi ki dini olarak baktığımızda “ameller niyetlere göredir” diyerek, yapmış olduğu bütün hizmetleri ve hayırları Allah kabul etsin diyoruz. Diğer yandan “kelebek etkisi” misali ile bugünkü Afrika’nın halini görünce de üzülmemek elde değil.
Yazının sonuna geldik. Konuyu nasıl kapatacağımı bilemedim. Ama bildiğim ve hatta bildiğimiz bir şey varsa, yukarıda anlattığım hikayenin, gerçeklerle iç içe geçmiş bu hikayenin yananı Afrika’nın neredeyse tamamı.
Ziyaretiniz için teşekkürler
BeğenBeğen