Başını salladı Harry, ama hemen kesti bunu, çünkü öyle yapınca kafası ağrımıştı. Sonra “Efendim,” dedi, “öğrenmek istediğim başka şeyler de var, eğer bana anlatırsanız… gerçeği öğrenmek istiyorum…”
“Gerçeği.” İç çekti Dumbledore. “Hem güzel, hem de korkunç bir şeydir gerçek, çok özen ister. Yine de sorunu yanıtlarım, yanıtlamamak için geçerli bir nedenim olursa ben bağışlarsın. Tabi yalan söylemeyeceğim.”
Bu yazımızda yine Dubledore’nin ağzından duyduğumuz bir cümleden yola çıkarak “Gerçek” kavramı üzerine konuşalım istedim. Dumbledore’nin haklı olduğu ve hayat dersi niteliğindeki bu sözü Felsefe Taşı kitabında geçiyor.
Gerçek dediğimiz şey gerçekten bir gerçeklik mi yoksa bir yanılsama mı? Gerçek dediğimiz şeyi gerçekten öğrenmek mi istiyoruz yoksa Prestij filminde duyduğumuz gibi, gerçeği öğrenmek istemiyoruz, bizler kandırılmak mı istiyoruz?
Gerçekleri bilmek insanı şüphelerden arındırır, neyin ne olduğunu bilerek yaşamaya başlarsınız. Ya da gerçeğin korkunçluğu ile yüzleşemedikçe, huzurunuz kaçar. Dumbledore’nin dediği gibi hem güzel hem korkunçtur yani. Gerçeği bilerek yaşamak kesinlikle çok özen istiyor, anlayış istiyor, empati yapabilmeyi istiyor, istiyor da istiyor. Ama gerçek ile değil de duymak/görmek istediğimizle muhatap olunca en azından kendi yolumuza daha rahat devam edebiliyoruz.
Gerçeği bilmek isteyen kişilere “bir süper gücünüz olsa ne olmasını isterdiniz” sorusunu sorduğunuzda istisnalar dışında alacağınız cevap, “karşımdaki kişilerin aklını okumak, gerçekten ne düşündüğünü bilmek isterdim” tarzında olurdu. Ama birçok filmde böyle bir süper güce sahip kişilerin kendilerini lanetlenmiş gibi tanımladıklarına şahit oluyoruz. Çünkü gerçeğin korkunçluğu ile yüzleşebilmek ve hayata bu şekilde devam edebilmenin gerektirdiği özenin zorluğunu anlatıyorlar genelde. Adeta huzuru kaçmış şekilde yaşadıkları örneklendiriliyor bu karakterler.
Bakın bu dünya ile ilgili hepimizin kabul ettiği tek gerçek “ölüm” kavramıdır. Herkes bir gün öleceğini biliyor, sevdiklerini her an ölüme gönderebileceğini biliyor. Yakın bir arkadaşımızın, dostumuzun ya da bir aile üyemizin ölüm haberini aldığımızda yaşadığımız şoklanmayı düşünün. Ölümle yani bildiğimiz bir gerçek ile yüzleşme anınızı düşünün. Kabullenmesi ne kadar da zor. Sakince hayatına devam etmek ne kadar da özen istiyor değil mi? Gerçekliğine inanmak istediğin para gibi malvarlığı gibi şöhret gibi kavramların gerçekliği de yüzleşmiyor muyuz o anlarda? Keşke demiyor muyuz o anların çoğunda? Dünya ne kadar da korkunç bir yer haline geliyor değil mi? Ne kadar özen gösterirsek gösterelim, ne kadar çabalarsak çabalayalım gerçekliğin korkunçluğundan kaçamıyoruz sanki değil mi?
Evet, gerçeği bildiğinizde dolandırılmazsınız. Evet, gerçeği bildiğinizde dostunuz kim, düşmanınız kim bilirsiniz. Evet, gerçeklerle birlikte sizi sevenleri ve nefret edenleri ayırt edebilir, ona göre ilişkilerinize emek harcayabilirsiniz. Evet, gerçekten hepimizin istediği gerçeklik bu. Ama sevdiğiniz kişinin sizi sevmediğini söylemesine ne kadar hazırsınız? Sevmediğini söylemesi yerine bahaneler ile sizden uzaklaştığını görmek daha az acıtmaz mı sizi? Öyle anlarda gerçeği bilmek yerine kandırılmak istemiyor musunuz? “Beni sevmiyormuş” demek yerine “önceki ilişkisinde çok zarar görmüş, o yüzden yeni bir ilişkiye hazır değilmiş” deyince içiniz daha rahat olmuyor mu? Evet, gerçekliğini sorguluyorsunuz ya da sorgular gibi yapıyorsunuz. O çok istediğiniz ilişki, hep yanında olmak istediğiniz kişi sizden dolayı değil, başkasından dolayı sizin yanınızda olamayacaktır. Eksik ya da suçlu olan siz değilsiniz, onu üzen diğer kişidir suçlu.
Dumbledore’nin dediği gibi hem güzel hem de korkunç bir şeydir gerçek. Bizler ise çoğu zaman gerçeği bilmek değil, kandırılmak istiyoruz. Çünkü o zaman dünya daha yaşanılabilir hale geliyor gibi. Çünkü gerçek ile yüzleşmenin getireceği özeni, emeği, samimiyeti ve daha nice kavramı göz ardı etmek daha kolay geliyor bizlere.
Dumbledoreun bu sözü çok güzel gerçekten
BeğenBeğen
Haklısınız: “Ya da gerçeğin korkunçluğu ile yüzleşemedikçe, huzurunuz kaçar.” İşin kötüsü, yüzleşince de kaçıyor huzur ne yazık ki! O zaman ne yapmalı?
BeğenBeğen
Evet, haklısınız. Ancak başka bir bakış açısıyla; gerçek ile yüzleştiğinizde bir zaman sonra durumu kanıksayabiliyorsunuz. Ama gerçeklerle yüzleşmeden kaçması halinde ortaya çıkan durumu kabullenmişsek, gerçeğin er ya da geç açığa çıkma gibi bir huyu olduğundan dolayı sağlanan huzur pamuk ipliğine bağlı şekilde olur. Belki de asıl huzurumuzu kaçıran şey yüzleşmekten kaçtığımız gerçeklerin ortaya çıkma ihtimalidir. Bu yüzden daha çok huzurumuz kaçar. Çünkü diğer türlü yapaydır bazı şeyler ve hissedilir. O hisler de sanki birer paradoksa dönüşmüş gibi, hem gerçekle yüzleşme isteğini hem de gerçekten olabildiğince kaçma isteğini beraberinde getirir. İşte tam olarak bu süreci iyi yönetemeyen kişiler birnevi depresyon hayatı yaşayıp, hayatın zevklerinden mahrum kalabilir.
Sosyal hayata ilişkin bir diğer sorun ise şu oluyor; siz gerçekle yüzleşmek istiyorsunuz da karşınızdaki istiyor mu acaba? Zaten işlerin sarpa sarmasının en büyük nedenlerinden biri bu. Karşınızdaki gerçekle yüzleşmeye hazır olmadan siz yüzleştirirseniz, ortaya nur topu gibi yeni sorunlar çıkıyor. Sorunların olduğu yerden huzurun kaçması işten bile olmadığı için yeni bir paradoksumuz daha çıkıyor. Eh Dumbledore’nin bahsettiği korkunç yön belki de burasıdır.
Soruya tekrar dönecek olursak, aslında pek yapabileceğimiz bir şey yok gibi. Çünkü huzurun kaçması sadece bize bağlı bir olgu değil. Karşımızdaki de bizimle aynı pencereden bakamadığında o huzur kaçmaya müsait olacaktır. Aman dikkat, aynı pencereden bakması sizinle aynı şeyleri göreceği anlamına gelmez, gelmemeli. İkisi farklı şeyler. Aynı olmasını dilersek o da yeni sorunlara sebep olacaktır. Yeni sorunlar demek, yeni huzursuzluklar demek…
BeğenLiked by 1 kişi
Bu harika cevap için teşekkür ederim, katılıyorum.
Adeta bir ikinci yazı yazmışşınız yorumla. Sadece birkaç ay önce yazmaya ara vermiş blogger bu olabilir mi? Bravo!
BeğenBeğen
Teşekkür ediyorum 🙂
BeğenLiked by 1 kişi