Neden Yazamıyorum?

Uzun zamandır bloga yeni bir yazı yazamadım. Yazmak isteyip de yazamadım. Yazmak istediğim konular olmasına rağmen yazamadım. Yazmaya başlamış olmama rağmen yazamadım. En son dedim ki neden yazamadığımı yazarsam en azından bir yazı yazmış olurum. Bu yazının amacı da tam olarak budur 🙂

Yazmayı seviyorum. Orta okul yıllarımdan beri iyi kötü demeden, uzun kısa demeden yazmaya çalıştım. Bazen konu bulmakta zorlandım. Bazen doğru cümleleri kurmakta zorlandım. Ama bunlar hep dönemsel oldu. Belli bir dönem, depresyona girmiş gibi, her şeyden herkesten kendimi soyutlama isteği geliyor. Adeta kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım var gibi. O dönemlerde yaptığım hiçbir işi beğenmiyorum. Yine benzer bir ruh haline büründüğüm için yazamadım. Çünkü yazdığım yazıları beğenmedim. Yayınlamak istemedim.

Yazı yazmak çok ciddi bir iş midir? Yazılan yazı mutlaka edebi olmak zorunda mıdır? Edebi olmasa bile içeriğinin doyurucu mu olması gerekmektedir? Sadece yazmak için yazılamaz mı? Sadece içinden geleni yazmak da yetmez mi?

Kafalar karışık arkadaşlar. Dediğim gibi yaptığım işi beğenmezsem o işten zevk alamıyorum. Bir işi zorunluluktan yaptığıma inanırsam da beğeneceğim bir sonuç alamıyorum. O yüzden aslında bu sayfada zorunluluk olmadan yazıyorum. İyi kötü beğenebileceğim bir yazı olsun diye. Edebi olmasına gerek yok diyorum. Ancak yazdığım zamanki ruh halimin okurlara geçmesini de arzu etmekten kendimi alıkoyamıyorum. Eee bunu başarabiliyorsam, o zaman bu yazı edebi olması gerekmez mi? Al işte kafam karıştı. Sanki kendi kendimi bir paradoksun içine çekiyorum.

Bu sayfada hayal ettiğim şey, yazıların altında bir muhabbet ortamının oluşabilmesini sağlamak. Yazılan konu hakkında yeni görüşler okuyup, farklı bir bakış açısı da kazanabilmek. Bu zamana kadar istediğim şekilde ilerlemedi. Belki de bu yüzden o ilk heyecanımı bir nebze kaybettim. Belki de bu yüzden o hevesle yeni konu bulmakta zorlanır hale geldim. Bilemiyorum…

Niye kendi yazılarımı sınırlandırıyorum ki? Neden illa film ya da bir fikir üzerine yazmak zorundaymış gibi sıkıştırıyorum kendimi? Neden yazdığım yazının bilimsel bir makale gibi kaynakları ve detayları bulunsun diye zorluyorum kendimi? Halbuki deneme türünde, kendi halinde olan, sıradan yazılar da yazabilmeliyim. Sonuçta klavye benim elimde ve sadece bana bağlı. Neden olmasın ki? İlla kendimden kopup gelip de mi bu satırlara yazılmalı kelimeler? Kendiliğinden dizilemez miydi cümleler?

Bir özeleştiri ile bu yazıyı da bitireyim artık. Hani dedim ya bu sayfada hayal ettiğim şey muhabbet ortamının oluşmasıydı diye, dönüp de yazılara bakınca belki de yazı tarzım muhabbet eder gibi değil de daha çok fikrimi baskın çıkarmaya çalışıyormuş gibi gelmiştir sizlere. Belki de bu yüzden o ortamı henüz yakalayamamışızdır. Bundan sonra belki daha iyisini yapabilirim ve yapabiliriz. Belki de henüz tanımadığınız için aramızdaki mesafeler, hayal ettiğim seviyelere gelmemiştir. Tanıtamamışımdır kendimi tam olarak. Bu yüzden yazıları sınırlandırma, zorlama vs şeylere sürüklememe kararı aldım. O an aklıma geleni, siz o an karşımdaymışsınız da çıkan cümlenin geri dönüşü yokmuşçasına dökeceğim ortaya. Karşılıklı olarak yeni fikirler, yeni bakış açıları oluşturabiliriz o zaman buralarda. Şimdilik yeni yazılara dek kendinize iyi bakın.

Dipnot: Öne çıkan görsel olarak kullandığım fotoğraf Angelina Litvin tarafından “unsplash.com” üzerinde yayınlanmıştır.

17 comments

  1. Yazdığınız pek çok şeye aynen katılıyorum. Bu kadar iyi ve açıkyürekli bir şekilde ifade ettiğiniz için de sizi kutluyorum.

    Ben de yazmaya değil kuşkusuz ama blog yazmaya benzer ruhlarla iletişime geçmek dileğiyle başladım. Kişisel olandaki evrensel derinliği paylaşırsak ortaklıklar çoğalır ve yalnızlıklar azalır diye umdum…

    Bence yazın. İyilikle,

    Beğen

  2. bir dönem kendime sorduğum sorular şimdi sizin aklınızda yer edinmeye başlamış. Yerinizde olsa konu bulmak yerine aklınıza ne geliyorsa veya ne yazmak istiyorsanız onu dile getirin. Fikirlerinizi(Düşüncelerinizi) dünyanıza mahkum etmeyin. Bırakın, özgür olsunlar.
    Yazmanız dileğiyle…

    Beğen

    • Teşekkür ederim. Evet sanırım yazmak isteyen herkesin bir dönem kendisi ile hesaplaşıyor. Bu hengameden galip çıkan fikirler özgürleşiyor. İşte o zaman yazılanların bir anlamı oluyor sanırım.

      Beğen

  3. Bir düşünce bundan daha iyi nasıl dile getirilebilirdi! Ortaya edebî bir eser çıkarmak kaygısıyla ağdalı cümleler kurmaya uğraşmak yerine, en net ve yalın şekilde kendinizi ifade edebiliyorsunuz, ki bir solukta okur insan. Öbür türlüsü yoruyor beni şahsen.
    Kişisel bloglar, tematik ve niş bloglardan daha özgürdür, kullanım açısından. Blog yazarları canı ne istiyorsa onu yazar.
    Etkileşim anlamında blogger (blogspot) siteler daha aktif ve canlı. Çünkü amacı sadece bloglamak olan kişiler bu plâtformu tercih ediyor genellikle.

    Beğen

    • Teşekkür ederim. Bloggerda başlayıp, bazı mecralarda sıklıkla paylaşım yaptığım için “spam” olarak görülüyordu. “siryuzbilek” isminden vazgeçmek istemediğim için wordpress altyapısına geçiş yaptım. Şartlar olgunlaşırsa belki yeniden blogspot altyapısına geçebilirim.

      Beğen

  4. Selam SiryuzBilek. Ben de uzun süredir okuyamıyordum, dönüşte ilk iş blogunuza bakmak oldu. O çok istediğim yazılar da gelmiş, birazdan kahvemi tazeleyip hepsini okuyacağım ama önce yazma konusundaki fikrimi söyleyeyim ve bir de önerim olacak. Diğer yorumlara katılıyorum. Yazının konusu için de üslubu için de kendinizi hiç zorlamayın, çünkü insanlar zaten pek okumuyor. Yani sizi okumuyor anlamında değil, insanlar OKUMUYOR. Bu biraz heves kırıcı tabii. Yani kimse okumayacaksa o zaman bilgisayarımda Word dosyasına da yazar saklarım. Okunmak istiyoruz, evet, ama mesele salt okunmak değil ve bence sizin için hiç değil. Siz fikirler üzerine tartışmayı, bir forum oluşturmayı önemsiyorsunuz. Mesele şu ki insanlar artık bunu görsel medya üzerinden yapmayı tercih ediyor. Blog olayı çoktan bitti (mi, yoksa bu benim küçük dünyamın zımbırtısı mı?). Neyse, insanlar okumuyor demiştim, ben de her yazınızı okumaya davranmadım mesela. Başlığına bakıyorum, ilgimi çekeni okuyorum. Bence siz de ilginizi çeken her şeyi yazabilirsiniz. Belki o yazmaya değer bulmadığınız konunun okuru da denk gelip sizden onu okuyacak. Özellikle tematik bir blog üretme kaygınız yoksa bence diğer yorumda dendiği gibi serbest kişisel blog türünde kullanabilirsiniz burayı. Üsluba gelince, edebi yazmak istiyorsanız yazın tabii, ama onu da zorlamayın. Konuya göre ilgi çekici olan üslubu yazdıkça bulacağınızı düşünüyorum. Genel olarak, yazıda siz de değinmişsiniz zaten, blog yazma işi bir göreve dönüşmemeli. Zaten çok işimiz, sorumluluğumuz var, bir de bunu dert etmemeliyiz. Yazıyla ilgili yorumlarım bunlardı. Şimdi bir öneri. Madem yazma üzerine bu kadar kişi yazdık burada, gelin birlikte bir etkinlik yapalım. Yazma üzerine yazılmış bir sürü kitap var. Birkaç tanesini almıştım, öteden beri okuyacağım. Gelin bu tür kitaplardan birini seçelim ve belli bir süre içinde birlikte okuyup değerlendirelim. Kitap kulübü gibi ama yazılı. Benim blogum yok ama Twitter’dan katılım size. Ve hoşumuza giderse ikinci bir turu da kitaplar veya okuma üzerine bir kitap seçerek yaparız. Eğer olur derseniz bu işin koordinatörü siz olun. Ben şimdi kahveyi tazeleyim, diğer yazılara bakacağım, çok geride kalmışım 🙂 Görüşmek üzere, esenlikler dilerim.

    Liked by 1 kişi

    • tekrar hoş geldiniz 🙂 kesinlikle günlük yaşantımızın bir yanına görev olarak blog tutmayı koyduğumuzda zahmetli ve yorucu bir hale geliyor. Bu yüzden fırsat buldukça ve içimden geldikçe yazıyorum. Evet eskiden de okuma alışkanlığı olmayan bir toplumda, bloglar yine de belli bir kitlece okunuyordu. Şimdi bu kitle büyüdü ve günlük yaşantısından fırsat buldukça okuyor. Yerine gelen kitle de okuma yerine izleme odaklı olduğu için blog sektörü belki de bizim küçük dünyalarımızda kalmış da olabilir. Ama hâlâ izlediği kadar okuyan, okuduğu kadar yazıp üreten bir kitle var. Bizim gibi yazmayı sevenler de bir köşesinden devam ediyor işte. Okunma kaygısı elbet oluşuyor ama benim yeniden blog tutmak istememin ve geri dönmemin sebebi, okuduğum ya da izlediğim bir şeyden referans alarak ürettiğim fikirlerimi paylaşmak ve farklı bakış açısı olanlar varsa, onların açılarından da faydalanabilmek.

      Kitap fikriniz bir değişik versiyonunu blog sözlük yapıyor. İsterseniz bir göz atabilirsiniz. Sayfanın en altında bulunan blog sözlük rozetinden sözlüğe gidip, göz atabilirsiniz.

      Beğen

  5. Merhabalar, yorumlar ilgimi çekti. Kolektif üretim gibi konular beni de meraklandırıyor.

    Blogsözlük kitap fikrini nasıl yapıyor, bilgim yok. İlgili başlığı paylaşabilr misiniz?

    Mutlu Pazarlar!

    Beğen

    • blogsozluk.com adresinden bakabilirsiniz. Orada masaüstü versiyonda ekranın sağ tarafında kitap adı var. O menüden bakabilirsiniz. Daha çok kitap kulübü gibi kullanılıyor. Okunması gereken kitaplar ilgili başlıklarda tartışılıp en son oylamaya alınıyor. Sonra isteyen kendi blogunda o kitap ile ilgili yazılar yazıyor. Yeni fikirlere açık bir ekip oldukları için, farklı fikirleri paylaştığımızda, ilgili bölüme ilişkin yeni düzenleme yapabiliyorlar. Tabi illa oraya bağlı kalınacak diye bir durum da yok

      Liked by 1 kişi

    • Yok doğru yere bakıyorsunuz da son zamanlarda güncelleme olmamış. Benim aktif katıldığım bir etkinlik değildi. Bu yüzden fark etmemişim. Sadece yukarıdaki fikre benzer olduğu için belirtmiştim.

      Liked by 1 kişi

  6. Teşekkürler siryuzbilek. Benim pek sözlük kültürüm yoktur, blog sözlük’ü de bilmiyordum. Önceki seçilen kitaplardan okuduklarıma bakacağım bir ara.

    Beğen

Ali Demiral için bir cevap yazın Cevabı iptal et