Geçmiş zaman derken di’li geçmiş zamandan bahsediyorum. Hani dostlarla oturduğumuzda eskiden “şöyleydi, böyleydi” diye anlattığımız zamanlardan. Eski bayramlar, eski hatırlar, eski dostluklar, eski şarkılar, eski sevdalar… Özellikle son zamanlarda çevremdeki insanların cümlelerinin çoğunluğunun di’li geçmiş zaman kipiyle kurulduğunu duyar oldum. bu sebeple de kendime konu olarak belirledim. Yazmam lazım dedim.
Geçmiş zaman… Çoğumuzun hasretle yâd ettiği günler… Yaşadığımız âna gelememek…
Hepimiz çocuk yaşlarımızda iken, yaşı 30 olan büyüklerimize baktığımızda hemen hepsi anne-baba olmuş bireyler görür, “kocamaaan insan olmuşlar” derdik. Çocukça dertlerimiz içinde bir an önce büyümek ve kendi işlerimizi kendimiz halletmek, istediğimiz oyuncağı almak, istediğimiz yemeği istediğimiz yerde yemek gibi hayaller kuruyorduk. Hele bi 30’lu yaşlara gelelim, her şeyi istediğimiz gibi yapabiliriz diyorduk.
Çocuk olduğumuz yıllarda eğer biraz da şansımız varsa, anne babamızın dede ninelerini gördüğümüzde, ne kadar yaşlı, bizim o yaşlara gelmemiz çooook uzun yıllar alır diyorduk. Sanki 100 yaşındalarmış gibi…
Artık büyüdük. Bir an önce gelmek istediğimiz o 30’lu yaşlara geldik. Aslında hâlâ çocuk olduğumuzu düşünüyoruz. Artık büyümeyi kabullenemez hale geldik. Küçükken edindiğimiz dertlerin küçük dünyamızın küçük dertleri olduğunu gülerek anlatır olduk. Sadece gülerek değil, bir yandan da hasretle. Keşke hâlâ o dertler gibi dertlerimiz olsaydı. Keşke hiç büyümeseydik. Keşke her şey eskisi gibi olsaydı. Keşke yitirdiklerimiz…
Yitirmek demişken, sadece hayatını kaybedenleri değil, dostluğunu kaybettiklerimiz, hatta kendimizden kaybettiklerimiz. Kaybettiğimiz masumiyetimiz, kaybettiğimiz samimiyetimiz, çıkarsız düşünme tarzımız…
Evet, eski dostlarla toplandığımızda di’li geçmiş zamandan öteye bir şey konuşamadığımız günlerin içindeyiz. Çünkü ileriye dönük konuşmak istemiyoruz. Küçüklüğümüzde hep ileriyi hayal ettik. Ama tünelin sonu iyi bir yere çıkmadı çoğumuz için. Hep eskiyi arar olduk. Bir kere ders aldık ya artık hatalarımızdan, yaşadıklarımızdan, edindiğimiz tecrübe ile ileriye bakmak yerine hâlâ eskide takılıp kalıyoruz. Kısacası di’li geçmiş zaman insanı oluyoruz. Ne ânın kıymetini biliyoruz ne geleceği şekillendirebiliyoruz. Sıkıştık geçmiş zamanda. Ne ileriye gitmek istiyoruz ne bugüne gelmek istiyoruz. Eskiyle baş başa kalmak istiyoruz, eskide kalmak istiyoruz.
Son zamanlarda gerek çevremde gerek sosyal medyada gördüğüm kadarıyla, bu ruh halinde insanlar çok fazla. Görünen o ki bizler geçmiş zamanda takılıp kaldıkça, ilerleyen yaşlarımızda da bugünlerimizi anlatarak yine geçmiş zamanda takılıp kalacağız. Tarih boyunca kendi yaşadığı zamandan şikâyet eden herkes geçmiş zamanda takılıp kalmış. Niye bizler de öyle oluyoruz?
La Bruyere “zamanlarını kötü şekilde kullananlar en çok zamanın kısalığından şikâyet eder.” demiş ya, cümleyi biraz değiştirip konuya uyarlayalım. Şimdiki zamandan en çok şikâyet edenler, geçmişte zamanlarını en kötü kullananlardır. İçindeki pişmanlıklar, var olan keşkeler, şimdiki zamandan alınan keyfi kaçırıyor. Evet hepimiz hatalar yapıyoruz ve yapamaya devam edeceğiz. Ancak hayat öyle ya da böyle devam ediyor. Hatalarımıza takılıp, hata yapmadan önceki geçmişimize ya da hata yaptığımız ân olan geçmişimize takılıp kalırsak, “ya yapaydım” diye kendi paralel evrenimizi hayale takılırsak, yeni hatalara gebe bir hayat yaşarız. Her seferinde daha çok hata, daha çok hata… En son nerede hata yaptığımızı bile anlamadan yaşar gideriz. Aslında en büyük hatayı, yaptığımız hatalarda takılı kalarak yaparız da onu fark etmeyiz. koskoca bir hayatı böylece bitirir göçeriz bu dünyadan. Yapmayın. Geçmiş zaman insanı olmayın efendim. Günün adamı olun diyeceğim de yaygın kullanan hali ile omurgasız bir şekilde her güne uyum sağlayan tiplerden bahsettiğimi sanmayın. Anı yaşayan, bu andan keyif alan insan olun. Yaptığınız hatalara takılmak yerine, bu hatalardan gerekli dersleri çıkarın. Yeri gelmişken bir de film önerisi yapayım. 2013 yapımı “About Time” filmi her ne kadar “Zamanda Aşk” diye çevirmiş olsalar da filmin orijinal ismi “Zaman Hakkında” filme daha uygun bir isim.
Yazıya başladığım zaman varmak istediğim noktadan biraz daha farklı bir yere vardım aslında. Eh bu da yazı yazmanın güzel bir yanı değil mi? Zaman gibi yazı da kendi çizgisinde ilerliyor. Ufak değişimler bile bizi farklı yerlere gidiyor. Her neyse, yine uzatıyorum. Daha fazla uzatmadan veda edelim artık. Son söz: Geçmiş zamanda takılıp kalmayın arkadaşlar, zaman en ucuza elde ettiğimiz ama kaybı en pahalı olan şeyimizdir, kıymetini bilelim.
geçmişe özlem büyük gerçekten…
BeğenBeğen