Adalet

Adalet. Arapça’dan dilimize geçmiş bir kelime. TDK’nın sözlük anlamlarından biri “Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme” şeklinde. Hepimize göre farklı farklı tanımlamalar da üretilebilir. Ancak çoğumuzun hemfikir olacağı kısmı ise, adaleti sağlamak için hepimizin adil olması gerektiği noktası olabilir. Zaten adil ile adaletli kelime anlamı itibariyle aynı şey. Bizler adil yani adaletli olmaz isek, adalet asla sağlanamayacaktır.

Atalarımızın birçok sözü hayatımıza yön verecek kadar aydınlıktır. En sevdiğim atasözlerinden birisi “iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” Bu atasözünü sevmemin sebebi ise bana adaletli olmayı öğretiyor olması. Öncelikle empati yapmak gerektiğini, hayattaki rolümüzü bilmemiz gerektiğini, başkalarına biçtiğimiz rolleri de buna göre değerlendirmemiz gerektiğini öğretiyor bana. Herkes adaletli bir dünya istiyorsa önce kendisinin adil olması gerektiğini, sonra başkalarının adil olmasını beklemesi gerektiğini öğretiyor. Ancak gerçekte öyle mi? Kimse adaletli olmak için çabalamazken, herkes adil bir dünya düzeni bekliyor. Yine o herkes düzendeki adaletsizliklerden kendine çıkar elde edecek şekilde pay çıkarmaya çalışıyor.

Başka bir atasözü der ki; bugün bana ise yarın sana. Peki bundan ne anlamalıyız? Kelime yorumu yapacak olursak, bugün benim başıma gelen bir olay veya durum yarın sizlerin başınıza gelebilir. Bu tamamen olağan bir durumdur. Peki bugün benim başıma gelen ve hakkımı alamadığım bir olaya sessiz kalırsanız yarın sizin başınıza geldiğinde nasıl hakkınızı arayacaksınız?

Sanırım konuya biraz sert bir giriş oldu. Yakın bir zamanda başıma hakkımın yendiği bir olay da gelmedi. Ama her yeni bir günde, dün sesimizi çıkaramadığımız belki de çıkarmadığımız için başkalarının başına aynı olayların geldiğini ve yine ses çıkarmadığımızı görüyorum. Bu sebeple belki bir vicdan rahatlatma yazısıdır bu, bilmiyorum…

Neyse konuya devam edelim. Adalet ile eşitlik kavramını karıştırma konusu maalesef hâlâ devam ediyor. Eşit olmanın adaletli olmak anlamına gelmediği, adaletli olmanın sadece eşit hakları sağlamak ile bile gerçekleşeceğini göremiyoruz çoğu zaman. Aşağıdaki karikatürü hepimiz görmüşüzdür. Eşitlik ve adalet arasındaki farkı en iyi anlatan görsellerden birisi işte bu. Üzerine daha fazla cümle kurmaya gerek bile kalmıyor aslında.

Konuyu adalet nasıl sağlanır noktasına geri getirecek olursak, öncelikle kendimizden başlamamız gerekiyor. Bakın burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Adaleti kendiniz sağlayın demiyorum. Adaleti sağlamaya kendinizden başlayın. Farkı ne diye sorabilirsiniz. Onu da kısaca anlatayım. Adaleti kendiniz sağlamak istediğinizde, size vuran kişiyi evinizde hapsetmeniz gerekebilir. Ancak kendinizden başladığınızda kimsenin hakkını yememeye çalışır kimseye vurmamaya çalışırsınız. Hakkı yenmiş bir kişinin, hakkını araması için yanında durabilirsiniz. Bunun gibi daha birçok seçenek çıkabilir karşınıza.

Konuyu biraz dağıtarak ayrıca paragraf açmak istediğim bir husus var. Bazen medyadan öğrendiğimiz bir olay oluyor. Bu olaya karşı bir kamuoyu refleksi oluşuyor. Olayda “suçlu” olan kişi kanunlara göre yargılandığında alacağı ceza az çok kanunlarda bellidir. Hukuk alanında eğitim almış kişilerden olan hakim, savcı ve avukat eşliğinde yürütülen bu yargılama sonucunda iyi veya kötü bir karar çıkıyor. Ortaya çıkan kararın doğru veya yanlışlığı yine hukuk eğitimi almış kişiler tarafından değerlendiriyor. Ancak oluşan kamuoyu refleksi bazen kanunu saf dışı bırakmak üzere oluşabiliyor. İşte bu noktada sosyal medya mahkemesi kurulmuş oluyor ya, aslında o da adalet sistemine bir zarar veriyor. Düzeltme maksadıyla oluşan refleks bir paradoks misali yeni adaletsizlikleri getiriyor. Eğitimini almadığımız konu hakkında hüküm vermeye kadar giderek sistemi zedeliyoruz. En fazla bu refleks ile birlikte kamuoyu beklentisini ortaya koyarak, kanunların bu yönde uyarlanmasını talep etmemiz gerekir ki zaten bilinçli vatandaş olmanın gerekliliklerinden biridir bu. Ancak yargılamayı yapmadan kişileri suçlu ilan etmek, en baştan hepimizin ihtiyacı olan “masumiyet karinesine” çok büyük zararlar veriyor. Dikkatle tekrar ediyorum. Tepki vermek yanlış değil, refleks olarak beklentiyi dile getirmek yanlış değil. Yargılamayı mahkeme dışında yapıp, suçluyu ilan etmek yanlış.

Anlatmak istediklerimi kısaca anlattığımı düşünüyorum. Özellikle “sosyal medya mahkemeleri” üzerine daha geniş bir yazıyı kaleme alabilirim ilerleyen dönemlerde. Adalet, suç, ceza gibi konularda da yeni yazılar planlıyorum. Umarım planlarıma uygun şekilde kafamdaki takvimi kaçırmadan yazabilirim. Bazen gündelik telaşlar içerisinde kalıp, buralara yazmayı aksatabiliyorum. Bir düzene sokmak gerek artık. Bu yazı ve devamını da vesile kılarak düzene sokabilirim umarım.

Evet, yazının sonuna geldik. Her yazıda istediğim gibi, bu yazıda da yorumlarınızı beklediğimi dile getireceğim. Çünkü her yorum farklı bir fikir demek, her yorum farklı bir bakış açısı demek. Fikir farklılıkları ile birlikte daha sağlıklı sonuçlara ulaşabiliriz. Bu yüzden yorumlarınızla katkı bekliyorum yazılarımda. Kalın sağlıcakla…

2 comments

Entlovin.com için bir cevap yazın Cevabı iptal et