Covid-19 ve Aşı

Günden güne artan tartışmalar… Her yeni açıklamada farklı sorular… Bildiğiniz üzere Covid-19 2019 yılının sonlarına doğru tespit edildi ve 2020 yılının başlarında tüm Dünya’ya yayıldığı için pandemi ilan edildi. Devamında gelen kısıtlamalar, önlemler, tedavi yöntemleri ise küresel yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. En büyük tartışmalardan birisi de aşı konusu. Sürecin özeti ile birlikte basından (görsel ve yazılı basın ile birlikte sosyal medyada) okuduklarımız, çevremizde gördüklerimiz ile birlikte kendi yorumlarımızı yazacağız. Biraz da süreç özeti gibi olacak.

Öncelikle hepimiz Çin’de çıkan bu hastalığa karşı ilk haberleri doğal olarak Çin’den aldık. Vuhan’da bir hastalık olduğunu, ilk defa görülen bir hastalık olduğu, etkilerinin ne olduğunu bilmediğimiz bir hastalık olduğunu söylediler. Ardından Çin Hükümeti’nin almış olduğu sert tedbirleri gördük. Kapılara, pencerelere zincirler vurarak insanları evlere hapsettiler. Buna rağmen yayılmasını engelleyemediler. Ardından tüm Dünya’ya yayıldığını okuduk. Kaçınılmaz olarak ülkemizde de görüldü. 11 Mart 2020 günü ilk resmi teşhis konuldu. İlk vefat haberi 7 gün sonra 18 Mart 2020’de geldi. Ardından sayılar yükselmeye başladı. 25 Mart günü hastalık sebebiyle hayatını kaybeden Dilek Tahtalı’nın 7 Mart’ta attığı tweette (ilgili tweet) hastalık belirtilerini taşıdığı ortaya çıkmıştı. İşte bu noktadan sonra tartışmalar aldı başını gitti. Çünkü resmi teşhisin en az 4 gün gecikmeli yapıldığı ve sayıların şeffaf şekilde paylaşılmadığı iddia edilmeye başlandı.

Sürecin devamında Sağlık Bakanlığı’nca tedavide kullanılan “hidroksiklorokin” daha yaygın ismiyle “sıtma ilacı” tartışmalara dahil edildi. İlacın diğer organlara vermiş olduğu zararlardan dolayı “çoklu organ yetmezliği” sebebiyle ölüme sürüklediği konuşuldu. 15 Nisan 2020’de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bu ilaç için tüm Dünya’nın peşinde olduğunu, Türkiye olarak 1 milyon kadar stokladığımızı ve bizim kadar yaygın kullanan ikinci bir ülkenin olmadığını vurgulamıştı. (ilgili açıklama) 4 Haziran 2020’de de ilacın yan etkilerinin bilindiğini, iddia edildiği gibi bir yan etkisinin olmadığını açıklamıştı. (ilgili açıklama) Tabi tartışmalar bitmek bilmedi. Sağlık Bakanlığı ise 7 Mayıs 2021 tarihinde yaptığı “Covid-19 tedavi rehberi” güncellemesinde özetle “daha yaygın klinik sonuçlarının ortaya çıkması sebebiyle tedavi önerinde güncelleme yapılmıştır” şeklinde bir açıklama ile “hidroksiklorokin” ilacını listesinden çıkardı. (İlgili haber) Türk Tabipleri Birliği’nden yapılan açıklamada kararın çok geç alındığı söylenmişti. (ilgili açıklama) İşte bu değişiklik Sağlık Bakanlığı’nın bir geri adımı olarak konuşulmaya başlandı. İlacın kullanımına karşı çıkanların, ilerleyen süreçte aşı karşıtı denilen kişilerin elini güçlendiren ve sonraki aşamalarda “biz haklıydık” demelerine sebep olan bir olay olarak kayıtlara geçti.

Tabi o tarihlerde artık aşılamayı konuşmaya başlamıştık. Aşı tartışmaları çok daha sert geçmeye başladı. Çünkü televizyonlarda “tarih boyunca bütün pandemiler aşıya gerek olmaksızın en fazla 2 yıl içinde mutasyona uğrayıp etkisini kaybetmiştir.” diyen profesörler, aşılama başladığında sadece 1 doz aşının bile çok fazla koruma verdiğini söylemeye başladı, ardından tek dozun yetmeyeceğini ve ikinci dozun gerektiği ile önemini anlattılar. Daha Dünya Sağlık Örgütü yüksek perdeden tartışmaya başlamadan aynı profesörler üçüncü dozun gerektiğini söyleyip, birkaç hafta sonrasında yine kısıtlama gelmesini savundular. Bu noktada isim vermiyorum. Çünkü benzer açıklamaları yapan birkaç kişi vardı. İsim vermediğim için de herhangi bir açıklama linki paylaşmıyorum. Zaten herhangi bir arama motoruna yazdığınızda açıklamalar çıkıyor.

Aşı konusunda tartışmaların bir kısmı komplo teorileri ile ilerledi. “Bize çip takacaklar” cümlesi bana göre çok saçma. Çünkü zaten evimizdeki bilgisayarımız ve televizyonlarımız içinde çipler var. Keza telefonlarımız ve arabalarımızda da çipler mevcut. Aşıya ihtiyaç duymadan ve herhangi ciddi bir direniş ile karşılaşmadan her yanımızı çipli teknolojik aletlerle doldurdular. Bu yüzden mikro çipli aşı teorisi saçma geliyor. Hatta bu söylemi ilerletip “ekim ayından itibaren aşı olanlar tek tek ölecek” iddiasında aşının içindeki çiplere atıfta bulunması kendi içinde çelişen bir komplo teorisidir bana göre. Sebebini de anlatayım. Dünya’yı yöneten ailelerden filan bahsederek başlayan teorinin devamı olan bu iddia, bizi yöneten ailelerin bizi öldürmek istediğini kabul eden bir anlayışa geliyor. Ben de diyorum ki, bizi yönetmek isteyen bir grup varsa neden ölmemizi istesin? İtaatkar bir toplum olsak daha çok işlerine gelmez mi? İşte bu noktada kendi içinde çelişen bir duruma giriyor bence. İşte bu noktada aşı karşıtlığı yapanların bu teorileri de ellerini güçsüzleştiren bir durum olarak kayıtlara geçiyor. Tıpkı aşının Bill Gates tarafından fonlandığını, bunun pandemi değil “plandemi” olduğunu söyleyip, üstüne hastalığı inkar da edip, adından “hastalığa karşı gıda takviyesi” şeklinde elindeki karışımları pazarlamaya çalışan kişilerin varlığı gibi.

Konuyu yavaştan toparlayalım. Aşının size vaat ettiği şey, eski aşılar gibi hastalığa yakalanmanızı komple engelleyecek gibi bir durum değil. Önce bunun bilincine varmak lazım. Covid-19 aşılarının tamamının size vaat ettiği şey, %90 oranında entübe olmaktan ve covid-19 kaynaklı ölümden korumak. Aşılı olsanız da covid-19 testiniz pozitif olabilir veya hastalığı bulaştırabilirsiniz. Diğer yandan aşının koruma oranın %90 olması konusunda da tereddütler var. Onları da dile getirelim. Mesela Uğur Şahin ve Özlem Türeci 7 Temmuz 2021 tarihli röportajında (ilgili haber) aşının varyantlara karşı etkisiz olması halinde 100 günlük bir süre içinde aşının içindeki Spike proteinin değiştirilmesi ile varyantlara karşı etkili hale getirileceğini söylediler.. Ardından Uğur Şahin 26 Temmuz 2021 tarihinde yayınlanan röportajında (ilgili haber) İsrail tarafından yapılan araştırmaya göre aşının Delta varyantına karşı koruma seviyesinin %38-40 seviyesine indiğini doğrulamıştı. Aynı zamanda aşı üreticisi olarak üçüncü doz aşıyı da önermediğini eklemişti. Sebep olarak da sahadan gelen verileri göstermişti. Kısaca iki açıklamayı üst üste okuduğunuzda Delta varyantına karşı aşının etkisinin düştüğünü ve en az 100 gün içinde yeni varyantlara da etkili hale geleceğini düşünüyorsunuz. Aynı zamanda üçüncü doz mRNA tipi açının önerilmediğini de görmüştük. Tabi Eylül ayına geldiğimizde ise üçüncü doz aşı ile antikor seviyelerinin tekrar yukarı çıktığını ifade eden Uğur Şahin, bu dozun gerekli olabileceğini ifade ediyordu. (ilgili haber) 19 Ekim tarihli röportajında (ilgili haber) ise üçüncü doz sonrasında hastalığı bulaştırmayı da engelleyebileceklerini ifade ediyordu. Bu noktada henüz 100 gün geçmeden deltaya da etkili olduğunu söylemesi, üçüncü doz için 1 ay gibi kısa bir sürede herhangi bir bilimsel veriyi de bizimle paylaşmadan görüş değiştirmesi ve yine 1 ay sonrasında üçüncü doz için daha fazla vaat vermesi konuları aşı karşıtlığını arttıran detaylar oluyor. Çünkü ilk röportajda 100 günlük süreyi bilimsel verilerle ya da üçüncü doza gerek olmamasını sahadan gelen bilimsel verilerle anlatırken sonrasındaki görüşlerinde bilimsel veri paylaşmaması, aşı karşıtı olan kişiyi ikna etmek yerine tam aksine şüpheye götüren detaylar oluyor. Tabi aşı üreticilerinin elinde bilimsel veri olabilir ve bunu bizimle paylaşmıyor olabilirler mi? Paylaşmıyorlarsa sebebi ne? Şartsız koşulsuz her denileni yaparsak bize bir zarar gelir mi? Bunlar gibi yeni soru ve sorunlarla azalan netlik ve ikna edilemeyen kişiler çoğaldıkça salgının seyri hepimizin korktuğu noktalara doğru gitmesi de kaçınılmaz hale gelebilir. O yüzden yetkili kişilerin doğru bir duruş sergileyerek kişileri ikna etmesi gerekiyor. Doğru duruş derken, doğru verileri aktararak, doğru şekilde ikna etmesi gerekiyor.

Benim etrafımda mRNA tipi aşı olduktan sonra standart şekilde kol ağrısı ya da birkaç günlük halsizlik yaşayanlar dışında şikayeti olan duymadım. Ancak gerek sosyal medyada gerekse de tanıdıklarımızın tanıdıkları olan çevrede aşı sonrası kalp krizi, beyin kanaması, beyinde lezyon tarzında ciddi etkiler görülen, organ kaybı ve hatta hayatını kaybedenleri okuyoruz, duyuyoruz. Olayların aslı nasıldır bilmiyoruz. Ciddiye alıp almama konusunda ne diyeceğimizi bilmiyoruz. Resmi olmayan bir sürü veri dolaşıyor ortalıkta. Bu konuda yine internette araştırma yaparken, Dr. Charles Hoffe diye bir doktora denk geldim. Spike proteinlerinin vücuda girdikten sonra neler yaptığını anlatmış. (ilgili video) mRNA tipi aşıların damar tıkanıklıklarına sebep olduğunu ve birkaç yıl sonrasında da bu tıkanıklıklara bağlı kayıplar yaşayabileceğimizi, elindeki bilimsel veriler ile açıklamış. Sadece linkini koyduğum videoda değil arama motorlarında yapacağınız kısa bir araştırma ile Dr. Charles Hoffe’nin paylaşımlarına ulaşabilirsiniz. İşte tam olarak bu noktada Dr. Hoffe’nin verilerinin ya doğruluğunu kabul ediyorsunuz ya da Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere öncü örgüt veya kişilerden, bilimsel veriler ile bu bilgileri çürütmesini bekliyorsunuz. Ama elinizde olan tek şey, hepsinin havada kalması. Neyin doğru olduğunu bilmediğiniz bir belirsizlik içine itiliyorsunuz. İnsanoğlu da belirsizlikten korktuğu için aşıdan da hastalıktan da kaçınır hale geliyor. Peki bu belirsizlikten kaçınan insanlara ne oluyor? Aşı olmuş kişiler tarafından linçleniyor. Hatta hayatları kısıtlansın diye fikir üretenler çıkıyor. Devletler de; İtalya örneğinde olduğu gibi, aşı olmayanları işten çıkarabilirsiniz diyor ya da Türkiye gibi aşı olmayanlara PCR test zorunluluğu getiriyor. Peki PCR testi nedir nasıl yapılıyor? Onu da konuşup, ardından çözüm önerilerimiz ile konuyu bitirelim artık 🙂

PCR testi önce ağızdan sonra burundan alınan örnekler ile sizin Covid-19 virüsünü taşıyıp taşımadığınızı pozitif veya negatif olarak sınıflandıran bir test. Peki nasıl sonuç veriyor? Öncelikle ailemde Covid-19’a farklı zaman dilimlerinde yakalanmış 3 kişinin de ilk test sonuçları “negatif” olarak geldi. Ancak birkaç gün sonrasında “pozitif” oldukları anlaşıldı. Yine arkadaş çevremizden birkaç kişinin hiçbir belirti olmamasına rağmen testi “pozitif” geldi ve karantinaya alındılar. Kendi gözlemim ile ulaştığım bilgiler testin yanlış sonuç verebildiği yönünde. Diğer yandan Elon Musk gibi imkanlara sahip olan bir kişi de aynı gün içinde aynı hemşire aracılığı ile verdiği 4 PCR testinden ikisinin negatif ikisinin pozitif sonuç verdiğini yayınlıyor. Aynı şekilde doktorlar tarafından da PCR testinin her zaman doğru sonuç vermediği her platformda dile getiriliyor. Ha unutmadan, aşı olmuş olsanız bile hasta olabilir ve hastalığı bir başkasına bulaştırabilirsiniz. Şimdi bu bilgiler ile birlikte sadece aşısız olanlara PCR testini devlet eliyle zorunlu tuttuğunuz zaman kafalarda kocaman bir soru işareti beliriyor. Neden aşısızlara her zaman doğru bir sonuç vermediği ispatlanmış olan bir test ile aşı olmaya zorluyorsunuz? Bu soruya cevap ararken aşı karşıtlarının eli kuvvetleniyor. Çünkü sanki aşıya zorlanıyormuşçasına bir uygulama olarak algılanılıyor. Eh birini bir şeye zorladığınızda da doğal olarak geri adım kaçınılmaz oluyor. Aynı zamanda uygulama, belirsizliği dağıtmak yerine arttıran bir şekilde hayat bulunca da aşı karşıtlığından prim kazananlar da oluyor.

Şimdi gelelim sonuca, eğer aşıyı üretenler ya da pandemi sürecini yöneten kurum ve kişiler baskılamak yerine bilim ve akılla ikna etme yolunu tercih etselerdi bugün toplumun büyük çoğunluğu koşa koşa aşı olurdu. Ancak bunun yerine aşının bile engellemeyi vaat etmediği detaylar için aşısızlar suçlanınca koruma ve savunma güdüsüyle, karşı koyabiliyorlar. Olay bu noktada kopma vaziyetine geliyor. Çözüm ise sadece bütün verilerin tartışılması ve halka uygun bir dille anlatılması gerekiyor. Bu kadar basit aslında. Çünkü bizim gibi toplumlarda doktorlar açıkça ve tane tane bir şeyi anlattığında kabul etmeyecek kişi sayısı çok cüzi oranlarda kalıyor.

Aşı olmak ya da olmamak bir tercihtir. Aşının etkilerinin ne olacağı belirsiz, aşısız olursanız hastalığın bırakacağı etkinin ne olacağını bilmiyorsunuz. O yüzden aşı olan da aşı olmayan da elindeki verilere göre değerlendirme yapıp alabileceği riski almıştır. Diğer yandan da Sayın Sağlık Bakanı’mızın dediği gibi yaptırdığınız aşı sadece sizi koruyor, başkasının aşısı da sizi korumuyor. (ilgili tweet) Her tercihin bir sonucu vardır, herkes kendi sonucunu yaşar. Bazen birimizin tercihi diğerlerini de etkiliyor. Bunun da bilincinde olmak lazım.

Son olarak ekleme yapayım ki yanlış anlaşılmalara kurban gitmeyelim 🙂 Yazıyı okuyunca biraz aşı karşıtı gibi olduğunu fark ettim ancak yukarıda okuduğunuz yazı aşı olun ya da olmayın gibi bir yönlendirme yapmamaktadır. Sadece toplum içerisinde konuşulan bazı sorulara cevap arama amacıyla yazılmıştır. Soruların büyük çoğunluğu aşı karşıtlığına ilişkin olduğu için yazı da aşı karşıtı gibi algılanabilir. Dediğim gibi öyle bir algı yaratma niyetim yok. Sadece empati yapılmasını kolaylaştırma ve soruların daha yüksek perdeden tartışılıp belirsizliğin azalmasını arzulamaktayım. Aşı olanın tercihine de aşı olmayanın tercihine de eşit mesafedeyim. Yukarıda dediğim gibi her tercih kişiseldir ve bir sonucu vardır. Bazen olumlu, bazen olumsuzdur. Bazı durumlarda ise sonucu sadece bizi değil, bizim dışımızdaki insanları da etkileyebilir. Bu bilinçle hareket edip, tercih yapmak lazım. Tercih yapmadan önce de konunun uzmanlarına danışmayı unutmayın. Yazıyı yazan kişi konunun uzmanı olmayıp, sadece sorular sorarak, çözüm üretme derdindedir. Bundan daha da önemlisi sorgulayan bireyler olmak için beyin fırtınası yönteminin en iyi yol olduğunu düşünen, sordukça cevap arayan ya da yeni sorular bulmak isteyen biridir. Hayatın, hepimize doğru seçimler yaptıracağı bilgilere ulaştıran tecrübelere edindirmesi duası ve temennisi ile…

2 comments

  1. Aşı olunmak sağlığımız açısından her zaman önemlidir. Bana çip takacaklar meselesini ortaya atan kadar buna inanan da aynı cahilliği taşıyor. Bu cahillik virüsünü taşıyanlara da ekstaradan bir aşı daha bulmak gerekebilir. Gerçi cehalet aşıyla çözülecek bir mesele değil ama neyse. Başarılı bir makale olmuş. Birçok konuda sizinle aynı görüşte sayılırım. Iyi araştırılmış ve doğruluğu teyit edilebilir bilgilerle desteklenmiş. Emeğinize sağlık.

    Beğen

marcatime için bir cevap yazın Cevabı iptal et