Neden Joker’i Batman’dan Daha Çok Sevdik?

Christopher Nolan’ın Batman üçlemesinde hemen herkesin en sevdiği karakter Joker. Peki normalde film Batman filmi iken, bizler neden Joker’i daha çok sevdik? İşte bugün bu soruya kendimizce cevap üreteceğiz.

Batman, çürümeye yüz tutmuş Gotham şehrinde suçlular ile mücadele eden, zengin bir karakter olarak yazılmış. Zenginliğin tüm imkanlarını, kimliğini gizli tutmaya ve suçluların kimliklerini ifşa etmeye yönlendirmiş. Ancak bütün seri boyunca görüyoruz ki, Batman suçlular ile mücadele ederken yumuşak bir yönü var. Suçluları ifşa edip, adalete teslim ediyor. Peki her yanıyla çürümüş bir şehrin, adalet sistemi çürümemiş miydi? Polisin ya da bürokrasinin içerisinde suçluları koruyan ve onlarla işbirliği yapan kişiler yok muydu? Batman’ın ifşa ettiği kişiler gerçek cezalar alıyor muydu? Ya da ifşa edilen kişi sistem dışında kalıp da suç örgütleri icraatlarını başka kişiler aracılığı ile devam ettiriyor muydu? Yani bütün paragrafı toparlayacak olursak, Batman’ın mücadelesi gerçek bir mücadele miydi yoksa kendini yel değirmeni ile mi savaştırıyordu?

Sorduğum soruların cevapları neden önemli biliyor musunuz? Mesela Gordon’u Gordon yapan, çürümüş sistemin içinde umut olmak için doğruyu savunmaya çalışan bir komiser olmasıydı. Bürokrasideki gücünü kullanıyor, ancak belli ki yetmiyordu. Bu yüzden Batman gibi kimliği belli olmayan birinin samimiyetine inanıp, onunla işbirliği yapıyordu. Daha sonra görüyoruz ki Harvey Dent isimli savcımız çıkıyor ve Gordon’un aradığı savcı oluyordu. Aslında kolluk kuvvetinin hazırladığı dosyanın üzerine gidecek, olayları örtbas etmeyecek gerçek bir savcı. Harvey Dent üzerinde yoğunlaşan umuda bakarsak aslında Batman’ın ifşa ettiği birçok suçlunun bir şekilde toplumun içine yeniden karıştığını anlayabiliriz.

Harvey Dent film boyunca bize umut olarak aşılanmıştı ya, yaşadığı ilk büyük zorluk ve travmada onun da yoldan çıktığını görüyoruz. Suçlular ile değil şehir ile mücadeleye girişen bir karaktere dönüşüyor. Kendi intikamını almaya çalışan, eski görevinden ve amacından kopmuş suça meyilli bir karakter vardı artık.

Yazının ortasına geldik hâlâ Joker’den bahsetmedik, değil mi? Önce yukarısını toplayalım. Elimizde Gordon var. Gücü bir yere kadar yeten iyi niyetli bir kahraman. Gücü yetmediği için de şehri kurtarma iradesini ortaya koyamıyor. Sonra Batman dahil oluyor, Kara Şövalye’miz. Yıllarca suçlular ile mücadele ediyor ama ne suçlu sayısında ne de şehirde işlenen suç sayısında bir azalma var. Yani boşa kürek çeken kişi misali göstermelik bir mücadele havası veriyor. En son gerçek bir kahraman gibi aramıza dahil olan Harvey Dent, başka bir bakışla Beyaz Şövalye’miz. O da elimizde patladı. Nasıl elimizde patladı? Joker’in hamlesi ile. İnsanların “doğru” koşullarda maskesinin düştüğünü ispatlar nitelikte bir hamle ile patladı.

Geldik Joker kısmına. Joker çürümüş sistemin içinde yeni bir kaos yaratıyor. Sistemin çürümüşlüğünü de tüm çıplaklığı ile test ettiriyor. Harvey Dent’in her ne kadar umut olduğu kabul edilse de aslında sistemin “kurtarıcı” bekleyen insanlar yığının hareketsizliğinde boğulduğunu, bu yüzden kurtarıcının da nihayetinde bir insan olduğunu ve yoldan çıkabileceğini bize ispatlar. Daha kısa ifadeyle sistemin çürümesinin sebebi, insanların mücadeleyi bırakıp, bir kurtarıcı beklemeleri olduğunu tüm çıplaklığı ile yüzümüze vurur. Kurtarıcı diye sarıldığımız herkesin bizleri yarı yolda bırakmasıyla yıkımlarımız daha artar. Bu gerçeği de yine yüzümüze vurur. Hem Batman’in hem de Harvey Dent’in kurtarıcı olamayacığını, toplumun düzelmesi için önce toplumun birlik olması gerektiğini hatırlatır bizlere.

Batman’in yumuşak ifşalarının suçluları korkutmadığını ya da sindirmediğini görüyoruz. Harvey Dent’in de aynı şekilde mücadele ile suçlu dünyasını çökertecek bir zamanının olmadığını gördük. Peki Joker ne yaptı? Suçlularla mücadele etmedi. Direkt yok edecek sistemi kurmaya çalıştı. Sistemin ilk şartı tam bir kaos ortamıydı. Bu yüzden bunu destekledi. Önce toplumu en karanlık haline, yerin dibine çekti. Çekti ki toplum daha da dibe gidemesin. Sonra başladı mücadeleye. Küçük suçluları gaza getirdi, ceza olarak direkt ortadan kaldırdı. Daha büyük oyunculara geçti, yasadışı parayı sistemin içine sokup, bürokrasinin çürümüşlüğü içindekilere yem edeceğine, parayı ortadan kaldırdı. Yasadışı olanı, yasadışı herhangi bir şeyle ilişkili olanı yönlerini de yok etmeden kaldıramayacağını biliyordu.

Feribot sahnesini hatırlıyorsunuz, değil mi? Bu sahnede suçlular ve masumlar arasındaki uçurumun sınırlarını yeniden yazdı Joker Baba. İnsanın çıkarcı ve bencil yönlerinin baskın olduğu toplumlarda çürüme ileri seviyededir. O sahnede feribotlardan birisinde butona basılsaydı çürümüşlüğün hangi seviyede olduğu görülecekti. Suçluların olduğu feribottan basılsaydı masumların ve masumiyetin hiçbir kıymetinin olmadığı, masumların olduğu feribottan basılsaydı masumiyetin yerini bencillliğin aldığı bir toplum görecektik. Aslında çürümüşlüğün ne seviyede olduğu test edildi. Ancak her iki feribottan da basılmadığı için, toplumsal birliktelik ile herhangi bir kurtacıya ihtiyaç duymadan çürümeyi ortadan kaldırabileceğimizi hatırlamış olduk. Gotham’ın bir kurtarıcıya ihtiyacı yoktu, Gotham halkının birliğine ihtiyacı vardı. (Boromir abim olsaydı şey derdi, Gotham’da bir kurtarıcı yok, Gotham’da kurtarıcıya da ihtiyaç yok 🙂 )

Polis ve adliye teşkilatının içindeki çürük elmalardan dolayı gücü yetmeyen Gordon, suçluları bu çürük sisteme emanet eden Batman, başına gelen ilk olayda çürüyen Harvey Dent ile düzelmeyen Gotham, Joker’in kaos ve yıkımı sonrası kendini hatırlamasıyla toparlanmaya başlamıştı. Sistemin tüm çürük elmalarını ortaya çıkaran ve şehri kendi ile yüzleştiren Joker, “şok tedavisi” ile başarılı olmuştu. Çürüyen sistemde, sistemin bir çarklısı olarak içeriden bir hamle ile sistemi düzeltemezsin. Dışarıdan ve belki de radikal bir yöntemle önce sistemi yıkıp yeniden inşa etmek gerekir. Joker’in yaptığı tam olarak buydu. İlaç ile vücudun direncini yükseltemeyen doktorun, ameliyat ile çürük organı vücuttan koparması gibi. Zaten düşününce Joker’i doktor önlüğü ile de görüyoruz filmde.

Evet, yöntemleri korkunç, acımasız veya insafsızdı. Ama şunu kabul etmeliyiz, Joker, Gotham’ın en derin yaralarını görmek için detaylı bir röntgen, MR, tomografi, mamografi vs. bütün tetkikleri yapmış ve sonra en hızlı şekilde cesurca müdahale etmiştir. Bunu bu sertlikte yaptığı için, Batman’in yumuşak sisteminden daha çok ve hızlı bir etkili bir rol oynamıştır Gotham’ın iyileşmesinde. Batman’a kalsa 3 nesil geçemeden kurtamazdık Gotham’ı.

Joker bir kurtarıcı edasıyla ya da iddiasıyla çıkmadı ortaya. Toplumun kendi hafızasını, toplumsal benliği hatırlatmış ve adeta “kral çıplak” demiştir. İşte Joker bu yüzden daha çok sevdirmişti kendisini. Gotham’ın gerçek dostu gibi, yanlışları yüzüne vurup düzeltme imkanı vermiştir. İnsanlar belirsizliği uzatanı değil, kendisine faydalı olan dostlarını severler.

Bu yazı Gotham’ın gerçek kahramanı Joker’e ithaf edilmiştir. Heath Ledger de bu yolculukta inanılmaz bir başarı öyküsü yazmış, Joker gibi görevini tamamlayıp bu dünyadan göçmüştür. Ona da selam olsun.

Yorum bırakın