Merhaba arkadaşlar, bugünkü konumuz Esaretin Bedeli filmi ile alakalı olacak. Başlıktan da anlayacağınız üzere konumuz Andy Dufresne karakterinin işlenişi ile Hz. İsa hakkındaki anlatıların benzerliği olacak. Dolayısıyla bu yazı film hakkında spoiler içerecek. Bu konuda uyarımızı da yaptıktan sonra konunun derinliklerine doğru akalım isterseniz.
Andy karakteri bildiğiniz üzere haksız şekilde cezalandırılmış ve cezanın infazına başlanmıştı. Kendisini Shawshank Hapishanesi’nde bu yüzden izledik. Aslında ilk benzerlik burada başlıyor. Haksız bir yargılama ve infaz. Tabi tarih boyunca o kadar çok karakter haksız yargılama ile mahkum edildi ki, bu başlı başına bir benzerlik olarak sayılamaz. Sadece başlangıç olsun diye belirttim.
Gelelim ikinci benzerliğe. Aslında bu bir yorumdur. Filmde biliyorsunuz, Andy hapishane müdürü ile iyi bir ilişki kuruyor. Ona dair yaptıkları işler var. Tüm bu işlerin arasında bir çatıya zift dökme sahnesi var. Andy ile gardiyan arasında geçen sohbetin üzerine Andy arkadaşları için soğuk bira istemişti. İşte tam bu sahnede kameranın açısı ve sahnenin işleyişi açısından, Da Vinci tarafından çizilen “Son Akşam Yemeği Portresi” ile benzerlik taşıyor. Evet sahne boyunca Andy ortada değil, ve evet Andy’i hiç bira içerken de görmüyoruz. Ancak Red’in anlattığı gibi, Andy kendini kısa bir süre için normal hissetmek adına bu girişimi yaptığını düşünürsek, tabloda da anlatılan şeyin Hz. İsa’nın son normal olduğu son an olarak resmedilmiş olduğunu, bu yönüyle de bir benzerlik olduğunu söylemek mümkün.
Andy, herkesin sorunlarına çözüm üretmeye çalışan ve herkese umut olmaya çalışan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Red’in söylemlerine göre Andy’nin bu konuda başarılı olduğunu görüyoruz. Brooks gerçek dünyaya dönmek istemezsek bile Andy ona umut veriyordu. Kütüphanenin büyütülmesi konusundaki ısrarı ile anlıyoruz ki, Andy sadece kendisi için değil çevresindeki herkes için bir yol açmaya çalışıyor. Bu yola giderken gardiyanlardan ve diğer mahkumlardan gördüğü eziyet için de, bütün insanlık için acı çekmeye ve bu acı için inanılmaz bir sabrı olduğunu görüyoruz. Hritiyanlık öğretilerinde olduğu gibi, İsa tüm insanlık adına acı çekiyordu. Kısaca Andy hapishane hayatının peygamberi gibiydi.
Diğer benzerliğe gelelim. Andy hapishaneden kaçtığında tamamen farklı bir kimlikle yeniden yaşama dönmüştü. Aynı Hz. İsa’nın Mesih olarak yeniden yaşama döneceği, döndüğü zaman peygamber olarak değil de farklı bir rolde döneceği inancı gibi. Bu dönüş aynı zamanda kanalizasyon borusundan ölüm gibi bir yolculuğun içinden gelerek yapılır. Hatta tünelden çıkıp da nehre vardığı sahnede yağmurun yapıyor olması, Andy’nin üzerini çıkarıp yağmurda kendini temizlemesi bile adeta bir vaftiz seremonisi gibiydi.
Andy’nin farklı kimlik ile dönüşü sonrası cennet gibi bir yaşamı temsil ediyor. Bu aynı zamanda İslami öğretideki Mesih’in deccali öldürmesi sonrasında gelen 7 ya da 70 yıl süreceği anlatılan ütopik yaşamı da temsil ediyor.
Red karakteri ile ilişkisi açısından bakarsak da, filmin başında Red umutsuz bir vaka iken, Andy ile birlikte yürüdüğü yolda, umutlanıyor. Hayata dair bakış açısı değişiyor. Sanki imana gelmiş gibi. Hatta son kurulda teslimiyetini de ortaya koyuyor ve tahliyeyi alıyor. Sonra Andy’nin yanına gidip cenneti yaşıyor. Buradaki anlatım bile Andy’nin peygamber Red’in havarisi olduğu düşüncesini gösteriyor. Peygamberin öğretileri ile, umutlu ve teslimiyet dolu bir yaşam, kişiye cennette peygamberinin komşusu olma şerefini veriyor.
Toparlayacak olursak, Red üzerindeki etkisinden ziyade, haksız bir infaz, ölüm gibi bir yaşam ve yeniden diriliş olarak özetleyeceğimiz Andy’nin hayatı, Mesih benzerliği kullanılarak oluşturulmuş bir hikaye gibi duruyor. Elbette Stephen King’in romanı yazarken ya da filmin yönetmeni Darabont’un bu düşünceyle hareket ettiğini söylemek niyet okumak olur. Ancak hikayenin işlenişinde bir esinlenme veya sembolik göndermelerin izlerini görmek mümkün.
Peki sizler Andy ve Mesih benzerliği hakkında ne düşünüyorsunuz?