Tarih… Her zaman kendi içinde gizemi barındıran bir dal. İhtişamlı zaferler kadar hâlâ keşfedilmemiş alanları da olan binlerce yıllık insan tarihi… Bugün yazmak istediğim konu Sahra Çölü’nün içinde kaybolduğu söylenen 50.000 kişilik Pers Ordusu. Hadi tarihin tozlu, hatta kumlu sayfalarına gidelim.
Büyük Kiros, Tomris Hatun tarafından o ikonik sahne ile hayatını ve doğal olarak tahtını kaybetmişti. Yerine oğlu II. Kambises geçti. Zaten Kiros sefere giderken onu vekil bırakmıştı. Dönemeyince asil olarak hükümdar oldu. Tabi Kambises babasının ardından büyük işler başardı. Mesela Mısır’ı ve Kıbrıs’ı Pers toprağı yaptı. Eee böyle büyük işler başarınca kendini dev aynasında gördü. Mısır’ı almışsın işte dahasına da sen gitme. Zaten gitgel yaşayan bir aklın var. Durmasını bil. Ama yok. Kralımız en büyük olacak. Tanrı ilan edecek ya kendini. Baban da böyleydi. Önüne çıkan herkesi hakimiyeti altına almak istiyordu. Yapamadı işte, bir Tomris Hatun çıktı geldi, yendi, pozunu verdi ve gitti. İbret alsana. Duracağın yeri bilsene. Zaten o çağlarda bir Türkler ile bir de doğa ile savaşa girmeyecen hacı.
Amon Tapınağı var biliyorsunuz. Heh işte bu Kambises abimiz o tapınağa kafa takmış. Diyor ki “Eyy Amon sen mi büyüksün ben mi?” Amon’u yenerse Mısır içerisinde tam hakimiyetini ve belki de tanrılığını ilan edecek. Ağır emperyal düşüncesi varmış bu adamın. Sadece topraklarını almak değil, kültürlerini de bozmak istiyor gittiği yerlerde.
Neyse konuya geri dönelim. Bu abimiz 50.000 kişilik orduyu hazırlatmış. Demiş ki “gidin yakın, yıkın şu Amon Tapınağı’nı” askerlerde çıkmış yola. Yolda kocaman Sahra. Geç demekle geçilmiyor, küçül demekle küçülmüyor. Yanlarına galon galon sular, tuzla kurutulmuş etler, kekler, krakerler ne varsa almışlar. Tabi kocaman çöl. Haritalarda durduğu gibi küçük de durmuyor. Google Maps’ten filan baksaydınız keşke. “İçine girince alışıyorsun” da icat edilmemiş henüz. GPS desen o da yok. Yıldızlar var bi’. Ama onlar da nereye kadar. Kocaman çöl. Gündüz sıcağı var, gece ayazı var. Öyle dışarıdan bakıldığı gibi “dümdüz yol hacı, buradan bir kaptırsak varırız” denecek şey değil yani.
Bir varmış bir yokmuş. Evel zaman içinde kalbur saman içinde bir ordu varmış. Bu ordu dere tepe düz gitmiş. Gitmiş de nereye gitmiş. Nereye gittiğini bilen yok. En son gören, Sahra’nın girişinde görmüş. Oradan sonrası yok. Hiç mi birinizin eşi ya da sevgili yoktu da günlük rapor göndermediniz be agalar? Nereye kayboldunuz?
Uzaylılar için söylenen bir söz var ya “Herkes nerede?” heh işte aslında tarihte ilk defa bu olay için kullanılmış olabilir. Koskoca ordu. 50.000 kişi yahu. Bu kadar kişi ile futbol statlarında desibel rekorları kırılıyor, 50.000 kişilik statlara gidilen deplasmanlar “cehennem” olarak anılıyor. Siz koskoca bir stadı dolduracak kadar insan, neredesiniz yahu? Hayır bir de insan sayısının bugünkü gibi milyonlar, milyarlar ile ifade edilmediği yıllardasınız. Nasıl kayboldunuz? Öyle bir kayboldunuz ki Indiana Jones abim bile sizleri bulamadı. Çöl öyle bir yemiş ki sizi, siz neyse de yanınızda bir dünya milli servet vardı ya…
Yıl olmuş 2025. Siz, o güzel insanlar, atlara binip gittiğinizden bu yana 2500 yıl geçmiş. Hâlâ sizleri bulan yok. İki arkeolog kardeş birkaç sene önce bulduğunu iddia etmiş ama o da net değil. Bulunan iskeletler ve zırhlar daha sonraki yıllara da tekabül ediyor gibi. Tarihçi büyüklerimiz öyle diyor. Ben de piramitin karşısındaki çay ocağını işleten abiden dinledim hikayeyi.
İşin şakası bir yana, bu efsaneyi bizlere anlatan ilk kişi tabi ki Heredot. Abartı yapıp ordu sayısını fazlalaştırdığını iddia eden de var, çölün yutmadığını, başka medeniyetler -yok yok dünya dışı değil- tarafından bozguna uğratıldığını söyleyen de var. Klavye başında oturup da 2500 yıl öncesini bilme şansım yok. Olayın filmi filan varsa da izlemedim. O yüzden okuduğum birkaç şey var işte.
Amon’un tapınağına karşı yola çıkan ordu çölde kayıp. Antik Mısırlılar’ın neden Amon’u bu kadar benimsemiş olduğunu da, o dönemin sosyal yapısını düşününce anlamış oluyoruz. He bir de o tapınak günümüzde de ayaktaymış. Ben gidip görmedim, ama öyle diyorlar. Tabi ki yine çay ocağındaki abi söyledi.
Evet tarihin henüz gizemi çözülmemiş bir hikayesiydi bu. Koskoca 50.000 kişilik ordunun, doğaya açtığı ve yenildiği, hatta doğanın galibiyetin izlerini dahi silip süpürdüğü bir savaşın hikayesi. Ben de, tarih merakımla okuduğum, değil 2500 yıl 25000 yıl da geçse doğa ile savaştığımızda, kazananın daha yaşlı ve tecrübeli olan, aynı zamanda hep genç kalabilen doğa olacağının değişmeyeceğini gösteren tekerrüre tabi hikayeler bütünün bir tanesini sizlerle paylaşmak istedim.
Yapay zekaya yaptırdığım görseli de yukarıda gördünüz. Eğer Kambises bugün yaşasaydı, sanırım orduyu sefere gönderirken böyle bir fotoğraf çeker paylaşırdı.
Peki sizler ne düşünüyorsunuz? Bu ordu çöl tarafından yutulmuş olabilir mi yoksa başlarına başka bir şey mi geldi? Yorumlarda buluşalım.