Seçilmiş mi Kişi?

Umudunu yitirdiği anda görmüştü onu. Havanın kapkaranlık olduğu saatlerde gökyüzüne, milyarlarca km ötedeki diyarlara bakarken görmüştü. Öylece parlayıp kısa sürede gözden kaybolmuştu. Adettendir diyerek bir dilek tuttu. Hayatına dair bir umut dilemişti. Ama işte adettendir ya olacağı yoktu. Döndü içeriye girdi tekrar ve yatağına uzandı. Göz ucuyla camından dışarıya doğru baktı. Hayalleri gerçek olur muydu ki? Sonra gözlerine bir ağırlık çöktü. Yavaşça vücudu gevşemişti. Elini kaldırmaya bile mecali yoktu o an. Gözleri kapandı kapanacaktı. Zaten karanlık olan ortamda kapanan gözleri ile zifiri karanlığa bürünmüştü…

Sesler kulağına çalındı. Sanki etrafında 3 kişi vardı. Tanıdık bir ses aradı. Vücudu kendine geliyordu. Ama yastığı, uyumadan önce bu kadar sert değildi sanki. Gözlerini yavaşça araladı. Etraf aydınlanmıştı. İlk gözüne çarpan tavandı ve kendi odasına benzemiyordu. Telaşla etrafına bakındı. Nerede olduğunu anlayamadı. Daha önce görmemişti burayı. Bu yastık kendi yastığı değildi. Yatak farklıydı. Neler olmuştu ki? Neredeydi? Cevapları bulmak için harekete geçmesi lazımdı. Kulağına gelen sesler yan odadan geliyordu. Ama hâlâ tanıdık bir ses yoktu aralarında. Önce cama yaklaştı. Sokağı tanımıyordu. Tanıdık gelen hiçbir şey yoktu şu an etrafında. Endişelenmeye, korkmaya başladı.

Kapıya yöneldi. Diğer odaya bakmalıydı. Ama ona zarar verecek birileri mi vardı yoksa yardım eden birileri mi vardı? Onlarla konuşunca soruya cevap alabilecek miydi ki? Görmeden karar veremezdi. Sakin kalmaya özen göstererek sessizce vardı kapıya. Kapı dar bir koridora açılıyordu. Ses işte hemen orada, sağdaki kapıdan geliyordu. Odanın içinde yürüyen birinin gölgesi vuruyordu koridora. Aynı yerde gidip geliyordu gölge. Sessizce o odaya bakmalıydı. Sonrasında belki çok hızlı karar vermeliydi. O yüzden koridoru daha dikkatli incelemeye çalıştı. Sanırım sesin geldiği odanın kapısının diğer yanındaki kapı çıkış kapısıydı. Fark edilmeden kaçması imkansızdı. Belki kaçmasını gerektirecek bir şey de yoktu.

Koridorda yavaşça hareket etmeyi sürdürdü. İşte, kafasını uzatsa seslerin sahibini görecekti. Korkuları artmıştı. Sanki sırtından soğuk soğuk terliyordu. Hayatında bu kadar tedirgin olduğu başka bir anısı yoktu galiba. Ama bakmalıydı o kapıdan içeri. Kendini fark ettirmeden yapmalıydı ki, ters giden bir şey varsa zaman kazanabilmeliydi.

Çok yavaş ve sessiz hareket ediyordu. Her hareketi odaya dair görüş alanını arttırıyordu. Henüz kimseyi görmemişti. Şimdi birini görüyordu işte. Yaşlıydı. Yüzüne dikkatli bakmaya çalıştı. Adamın arkasındaki camdan gelen ışıklar yaşlı adamın yüzünü net görebilmesini engelliyordu. Ama yine de daha önce görmediği biri olduğuna neredeyse emindi. İşte gölgesi koridora vuran, volta atan kişi de oradaydı. O daha gençti. Muhtemelen 50’li yaşlarındaydı. Tanıdık birine benziyordu. Üçüncü kişi de işte orada sırtı dönük oturuyordu. Odaya girme isteği arttı. Ama kimdi bu adamlar? Kendisinin ne işi vardı burada? Cesaretini arttırdı. Cevap bulmak için bir şeyler yapmak zorundaydı. Odaya girdi. Girmesiyle birlikte üçünün de dikkatini çekti. Sırtı dönük olan da artık ona bakıyordu.

Olamazdı. Bu imkansız bir şeydi. Üçüncü kişi kendisiydi. Mümkün değildi böyle bir şey. Neyin içindeydi böyle? Nasıl kendisi ile karşılıklı olabilirdi ki şu an? Vücudu kaskatı kesilmişti. Hiçbir yerini hissetmiyordu. Biraz önce topladığı cesareti artık yok, yerinde inanılmaz bir şaşkınlık ve korku vardı. Önce ortanca olan konuştu, “gel otur şöyle, ayakta kalma” dedi. Nasıl oturabilirdi ki? Şaşkınlıktan eli ayağı kilitlenmişti. Hâlâ kendisine bakıyordu. Ama arada ayna filan yoktu. O da ona bakıyordu. Karşısındaki gülümsemeye başladı. “Korkma, ilk seferde normal ama zamanla alışırsın” dedi. Anlam vermedi cümleye. Neye alışacaktı ki? Aklına birkaç ihtimal geldi ama hiçbiri mümkün değildi. Gerçi şu an içinde bulunduğu oda da mümkün değildi. Ortanca olan yanına geldi, kolundan tutarak destek oldu. “Hadi gel otur şöyle, bütün merakını gidereceğiz” dedi. Keşke kolundan tutmasa diye içinden geçirdi. Ama bir yandan da çekilen kan sanki geri gelmişti. Oturdu. Sanki konuşabilirdi. Ağzını açtı. Teşekkür etmek için ortanca olanın yüzüne baktı. Ağzından çıkan kelime “Nasıl?” oldu. Çünkü bu da imkansızdı. Aklından geçenlerin hiçbiri mantıklı değildi şu an. Ortanca olan gülümseme ile karşılık verdi. Sonra yaşlı olana baktı, “Sen açıklamak ister misin?” diye sordu.

Yaşlı olan bastonuna dayanarak konuşmaya hazırlanıyordu. Ama doğru kelimeleri bulmakta zorlanıyormuş gibiydi. “Öncelikle sakin kalmalısın” dedi. “İçinde bulunduğun durumu kabullenmek senin için kolay olmayacak. Bu yüzden sakin kalıp dinlemelisin. Bizi fark ederlerse hepimizin sonu aynı olur ve bu hiçbirimiz için iyi bir son olmaz.” diyerek devam etti. Ne demek istiyordu ihtiyar? Kim fark etmemeliydi? İhtiyar devam etti, “Şimdi beni dikkatle dinle. Cevabını bulduğun ama itiraf edemediğin şeyleri benden duyarsan kabullenmesi kolay olur. Karşındaki her ne kadar sana imkansız gelse de yine sensin. Evet yanında oturan da yine sen ama senin 50 yaşındaki halin. Ben de 80 yaşındaki halinim.” Ne dedi o? İhtiyar da mı kendisiymiş? Şu an odada bulunan 4 kişi de kendisi miymiş? Anca filmlerde görülür böyle bir şey. Ya oyun oynanıyordu ya da bir rüya olmalıydı bu. Evet, evet kesinlikle rüyaydı. Başka açıklaması olamazdı.

“Bu durumu kabullenmelisin. Çünkü ‘biz’ hepimiz aynı kişiyiz, fakat farklı gezegenlerde yaşıyoruz.” dedi ortanca olan.

“Farklı gezegen mi?” diye sordu. Her şey o kadar anlamsız ve mantıksız geliyordu ki. Rüyada olduğuna neredeyse emindi. Sadece ne zaman rüyada olduğu anlasa hep uykudan uyanmıştı. Bu sefer neden uyanamamıştı ki? İçinde bulunduğu ortamın korkunçluğu mu ağır basıyordu yoksa ilginçliği mi karar verememişti.

“Evet, farklı gezegenler. İlk yolculuğu ben yaptım.” dedi ihtiyar. “Bazı farklılıklar dışında hepimizin Güneş Sistemi neredeyse aynı. Hâlâ bazen farklı gezegen değil de paralel evren gibi bir şey olup olmadığını merak ediyorum. Ama şimdiki konumuz bu değil. Bu yolculuğu kendi gezegenimde ilk mümkün kılan ve gerçekleştiren ben oldum. İlk yolculuğumu yaptığımda onun(eliyle aynı yaşta olduklarını düşündüğü diğerini göstermişti), sonrakinde de ortancanın gezegenine yaptım. Artık üçümüz yolculuk yapıyoruz. Dördüncü gezegendeki bize katılmak istemedi. Şimdilik aramızda bulunmuyor. Tehlike büyüyecek olursa, onu da aramıza almamız gerekebilir. Senin seçim şansın yok, çünkü gezegenin tehlikede.”

“Ne tehlikesi, nasıl bir tehlike?” diye sormaktan alıkoyamadı kendini.

“Aldığımız sinyaller gösteriyor ki benim gezegenimden başka biri de farklı teknikler ile yolculuk yapmaya başladı. Henüz yaşam olan gezegenleri keşfedemedi. Ancak senin gezegeninde yolculuğu bulanlar ise başka bir Dünya bulmuşlar. Bizim henüz tespit edemediğimiz bir gezegenden bahsediyoruz. Bu gezegende bir yandan seni ararken diğer yandan da tehlikenin boyutunu anlamaya çalışıyoruz. Seninle irtibata geçmek istememizin biz seçilmiş kişilerdeniz. O yüzden birlikte hareket etmemiz ve bize biçilen görevi tam anlamıyla yerine getirmemiz gerekiyor.”

Kafası karışmıştı. Seçilmiş kişi olduğunu nereden çıkarmışlardı ki? Kim seçmişti onları yani kendini? Kafası çok karışmıştı…

Yorum bırakın