Hayallerin Peşinde: Yaşamak mı, Ulaşmak mı?

“Ayna yarın yeni bir binaya götürülecek, Harry, bir daha gidip bakma ona. Günün birinde karşına çıkarsa da, hazırlıklı ol. Düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı, yaşamayı unutmak doğru değildir, unutma bunu. Hadi, şimdi o eşsiz pelerini sırtına geçir, yatağına git.”

Harry daha sınav sonuçlarının açıklanacağını unutmuştu; sonuçlar açıklanınca hatırladı bunu. O da, Ron da iyi notlarla sınıfı geçtiklerini öğrenince çok şaşırdılar. Hermione, elbette, sınıf birincisi olmuştu. Neville bile kıl payı kurtarmıştı durumu, İksirden aldığı kötü notu Bitkibilim’deki başarısıyla dengelemişti. Kötü olduğu kadar da ahmak biri olan Goyle’un okuldan atılacağını sanıyorlardı, ama o da geçmişti. Buna üzüldüler, ama Ron’un dediği gibi, yaşamdı bu, insanın her dileği gerçekleşmiyordu.

Evet arkadaşlar bu iki alıntı üzerinden bir yazı düşündüm. Hep bu iki repliğin birbiri ile bağlantılı olduğunu düşünmüştüm. Bu düşüncemi yazmaya karar verdim.

Düşler arasına dalıp gerçek dünyayı yaşamayı unutmak… Aslında tertemiz delirme alameti. Bir insan neden ve nasıl yaşadığı hayatı unutur ki? Bakın bu noktada şunları sormak lazım. Kurduğumuz düşler gerçekleşirken kendimizden neler veriyoruz? Kendimizden verirken yaşamayı unutuyor muyuz? Bu soruları birlikte düşünmek lazım.

Hayal kurmak belki de insan ayakta tutan en kadim dürtülerinden biri. Hepimiz bir şeyler hayal ederiz. Daha iyi bir iş, daha fazla maaş, daha iyi bir ev, daha konforlu hayat. Bunlar ve binlerce farklı hayaller içinde yaşama tutunuruz.

Düşlerimiz, hayallerimiz… Gerçekleşmesi için ne kadar para harcardık, ne kadar emek harcardık değil mi? Peki ya gerçekleşmeyenler? Gerçekleşmesi için neleri feda ettik? Gerçekleşeceğinden emin olsak daha neleri feda ederdik ki? Bizim için hayal mi önemliydi yoksa o hayale giden yollar mı önemliydi? Hayaller bizim için miydi yoksa bizler mi hayaller içindik? Bunları düşünme fırsatımız oluyor mu ki hiç? Mesela fedalardan bahsettik. Neleri feda etmiştik ki hayallerimiz için? Sadece kendimizden bir şeyleri mi feda ettik yoksa toplumsal ahlakı da feda ediyor muyuz?

Evet, çağımızın en büyük hediyesi gibi bizlere sunulan şey; “hayalini yaşa!” mottosu. Hayale giden her yolun mübah olduğu örneklerle etrafımız kuşatıldı. Bunu görüyoruz, hissediyoruz, hatta belki de yaşıyoruz. Hayali yaşamak en önemli şey, değil mi? O hayale nasıl gittiğimiz, neleri feda ettiğimiz önemli değil. Önemli olan hayale varmak. Yolculuk mu önemliydi yoksa varmak mı? Her yol mübah dediğimiz esnada hayallerimizin esiri olmadan varabiliyor muyuz? Yoksa vardığımız yerde, yol boyunca yüklendiklerimizin altında eziliyor muyuz? Sistemin bize sattığı ürün olan kendi hayallerimiz, sistemin bir parçası olarak mı bize geliyor yoksa bedeli ödenmiş bir sonuç olarak mı?

Çok uç örnekler vereceğim. Misal, hayalinizdeki işi size vereceğimiz söylüyorum. Ancak karşılığında bir bedel alıyorum sizden. Bu bedeli ne için ödediğinizi sorgular mıydınız? Eğitim bedeli mi, sermaye mi yoksa rüşvet mi? Hangisi olduğu sizin için önemli miydi? Bu bedel sadece para mı yoksa kurduğum sistemin çarklısı haline gelmek mi? İşi size vereceğim ama 10 yıl boyunca benim koyduğum kurallar ile çalışacaksınız. Ailenize, eşinize çocuğunuza haracayacağınız vakitlerin büyük kısmını alacağım. Ama 10 yılın sonunda tamamen size bırakacağım işi. Bu sizin için ödenebilir bir bedel midir? Bu soruların cevapları önemli. Çünkü neyi feda edeceğinizi gösteriyor. Rüşvet olarak sizden aldığım para toplumsal ahlakı feda ettiğiniz anlamına gelir. 10 yıl boyunca kendinizle, daha iyi ve daha konforlu hayat sunmak istediklerinizle olan vaktinizi feda ettiğiniz anlamına geliyor. Başka bir bakış açısıyla, hayalinize ulaşmak isterken hayalinizin esiri olduğunuzu gösteriyor.

Hayalini yaşa mottosu ile her yanımız sarmalanmışken, hayallerimizin bizler için gerekliliğini sorguladık mı hiç? Daha zengin ol, daha iyi tatil yap, son teknoloji ürünü kullan, gibi yöneltildiğimiz şeyler bizlerin hayalleri mi yoksa sistemin bizleri esir alması mı? Hayaller toplumsal kalıpların içine sıkışmış vaziyette. En güzel kızla ya da en yakışıklı çocukla evlenmeliyiz. En güzel evde yaşayıp, en güzel arabaya binmeliyiz. Böyle olunca hayallerini yaşayan ve “kazanan” insan biz oluyoruz. Bu sonuca ulaşmak için de neleri neleri feda ediyoruz.

Bakın bu hikayeler toplumun içinden olan örnekler. Hayaller dünyasına dalıp gerçek dünyayı yaşamayı unutuyoruz aslında. Hayat bir yolculuk ama bizler sonuca odaklandığımız için yolculuğun güzelliklerini göremiyoruz. Sonuca varamayışın bile kazandırabildiğini gözden kaçırabiliyoruz. Halbuki Ron’un dediği gibi, yaşamdı bu, insanın her dileği gerçekleşmiyordu.

Her dileğimiz gerçekleşmiyor diye de hayatımızdan vaz mı geçeceğiz? Tabi ki hayır. Önce hayaller kuracağız. Sonra çabalayacağız. En son ya gerçekleşecek ya gerçekleşmeyecek. Buna takdir-i İlahi diyen de var, evrenin sizin için daha iyi planları diyen de var. İnanç noktasında neresinden bakıyorsanız artık.

Dileklerimizin, hayallerimizin, düşlerimizin gerçekleşmesi için yaşamayı unutmayın efendim. Yaşamak dediğimiz şey nefes alıp vermek ve ömrü tüketmek değil. Kendimize gelelim. Herkesin yaşamayı hak ettiğini, dünyanın herkese yetecek kadar büyük olduğunu unutmayın. Öyle bir dünyada herkesin isteği gerçekleşiyor zaten. Sonuçta hepimiz yaşamak istiyoruz, değil mi? Gerçek yaşam… Acısıyla tatlısıyla, sevinciyle üzüntüsüyle, dolu dolu bir yaşam. Gittiğimizde arkamızda izler bıraktığımız bir yaşam. Sadece kazandıklarımızla değil, vazgeçiklerimiz, geride bıraktıklarımızla da şekillendirdiğimiz gerçek bir yaşam…

Her dileğimizin gerçekleşmeyeceğinin farkındalığı ile, düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı yaşamayı unutmamak dileği ile…

Yorum bırakın