Sinema Sadece Sinema mı?

Hepimiz film izliyoruz. İzlediğimiz filmleri veya dizileri beğeniyor ya da eleştiriyoruz. Peki izlediğimiz kurgular sadece bizim beğenimize sunulan birer senaryodan mı ibaret? Bu soruya cevap arayacağız.

Peşinen “hayır” cevabını vermek istiyorum aslında. Çünkü izlediğimiz senaryoların içerisinde bir de ayrıca bir alt metin olduğunu düşünüyorum. Çoğu zaman bilinçli olan bu durum bazen kendiliğinden de ortaya çıkmış olabilir. Ama nihayetinde filmin verdiği ana fikrin dışında bir de bilinç altına yerleştirdiği bir düşünce olduğunu daha düşünenlerdenim. Bu düşünce kimi zaman masumane olsa da kimi zaman hiç de masum olmayabiliyor. Bu yazımın konusunu böylelikle seçmiş oldum.

Senaryoların içerisinde ana konu ve olay örgüsünden bağımsız, bir replik ya da ikincil bir olay akışı olarak karşımıza çıkabilen, direkt olarak bilinç altımızda bazı şeyleri normalleştirme amacı güttüğünü düşündüğüm şeylerden bahsedeceğim. 25. kare mevzusu gibi değil tabi, anlatmak istediğim ama birbirlerine uzak konular da değiller.

Sinema “ideolojik aygıt” olarak geçer. Yani bir şeyleri kitlelere kabullendirmek istiyorsanız, o konu hakkında çok fazla film çekerseniz, konu normalleşir. Bu kimi zaman devlet kontrolünde olur kimi zaman devletlerin göz yumması ile olur.

Dediklerimi açayım. Mesela her akşam bir kanalda askeri dizi olsa, bir müddet sonra askeri bir operasyon fikrine herkes hazır olur. Bunun en bariz örneğini Amerikan Sineması’nda görüyoruz. Adamlar sürekli olarak CIA veya bilimum gizli örgütle dünyanın herhangi bir yerinde dünyayı kurtarmak adına operasyonlar yapıyor. Peki bunları izleyen onca kitle açısından kabullenilen durum ne? “Amerika her yerde, Amerika’nın haberi olmadan bir ülkede iktidar dahi değişmez, her taşın altından Amerika çıkıyor” gibi bir sürü benzer cümle kuruyoruz.

Bir başka örnek olarak şunu verelim. Son birkaç yıldır ülkemizde en çok tercih edilen erkek ismi Alparslan. Bilin bakalım niye? Bingo! Evet evet diziden dolayı.

Sinema bizi yönlendirmek isteyenlerin en basit kullandığı yollardan birisi işte. Pek çok popüler filmde veya dizide bunu görüyorsunuz. Ama etkiliyor yine de. Farkında olsanız da etkileniyorsunuz. Bakın 30 yaş altında olanların belki de büyük kısmı “süper gücüm olsa şunu şunu düzeltirdim ya da bunu bunu yapardım” diye hayal kurar. Popüler kültür filmlerinin çoğu süper kahraman filmleri olup, süper güç ile çözüm üretebiliyor. İşte bu yüzden problem çözmenin en basit yolu süper güç gibi gelir. Zaten yerli dizilerimizin çoğu da zengin gençlerin, çalışmadan çabalamadan gününü gün ettiği profilleri anlatıyor. Sonra üşengeç büyüyen nesil de problem çözmek için süper güç bekliyor.

Bu noktada referans olacağım bir yazı var. Depresif Baykuş blogunda Kurtlar Vadisi dizinin benzer etkisi üzerine yazılmış bir yazı vardı. Dizinin toplumsal etkisi açısından doğru noktalara değindiğini düşündüğüm bir yazı da anlatmak istediklerime farklı ve belki de daha detaylı bir örnek. Okumak isteyenler yazıya ulaşmak için buraya tıklayabilir.

Birçok filmde veya dizide karakterlerin gelişimi hoşumuza gider. Zaman zaman karakterlerin gelişiminden zaman zaman da kurdukları bir replik üzerinden yazıyorum genelde. Bunu yapma sebebim de sinemanın toplumsal etkilerin ne denli büyük olacağına dair anlatmak istediğim şeyler. Çünkü kimi zaman bir replik insanın hayatına etki ederken kimi zaman bir karakter etki ediyor ve hatta filmin tamamı da etki edebiliyor.

Bu aslında kötü bir şey değil. Onu söylemek lazım. Ama kötüye kullanılabilecek bir şey olduğunun farkında olmak da lazım. Çünkü az önce ifade ettiğim gibi toplumsal hareketleri yönetebilir bir ideolojik aygıttır. Bütün ideolojilerin temelinde düşünce sonrası edebiyat vardı. Ancak okuyan sayısının izleyen sayısının bu kadar altında kaldığı dünya düzeninde artık izlediğimiz şeyler kitapların yerini almış vaziyette. O yüzden izlediğimiz şeyin bize aslında ne anlattığını anlamak bence önemli.

Peki bunu nasıl anlayacağız? İşte orası karmaşıklaşıyor. Yine bir filmden örnek vereyim; Amelie filminde parmak ve parmağın gösterdiği yere bakmak üzerine bir metafor kullanılıyor. Evet gözümüzün önünde, senaryo gereği gösterilenler var. Yani parmak göze sokuluyor. Öncelikle bunu bize neden anlattılar, sorusunu sorarak başlıyorum. Neden bu parmak göze battı? Sonra nasıl battı, sorusunu soruyorum. Zaten bu iki soru çoğu zaman net cevaplar veriyor. Mesela Avengers serisinde Infinity War ve End Game filmlerine bakalım. Serinin bu filmlerine kadar hepsi güç taşları etrafında döndü. Günün sonunda Thanos ile birebir mücadele başladı. Thanos’un toplumu azaltma düşüncesi sunuldu bizlere. Parmak oydu aslında. Çünkü filmi izleyen çoğu kişi nüfusun azaltılması konusunda bir empati ile kabulleniş gösterdi. Rastgele bir şekilde, ayrım yapmaksızın zınk diye insanların yarısının ortadan kaldırılmasını arzulayanları gördük, duyduk, okuduk. Bakın sakin ve makul şekilde hikayeleştirdikleri canilik, sırf anlatılış şekliyle kitleleri toplamayı başardı. Sadece bir düşünce. Neden yapıldı? Açgözlü insanlara yetmeyen kaynaklar için çok fazla talip vardı. Nasıl yapıldı? Gücü kendi için istemeyen bir karakter üzerinden yapıldı. Unutmadan ekleyim, nüfusun azaltılması hakkındaki filmlerde geçen konuları topladığım bir yazı da hazırlıyorum.

Hakkında uzun uzun konuşacağımız bir konu aslında bu konu. Ama yazı olarak uzadıkça okuyan sayısı azalıyor. Eğer bir gün canlı yayın yapacak organizasyonun içine girebilirsem, o zaman uzun uzun konuşacağımız bir konu olarak kayıtlara geçsin 🙂

Evet arkadaşlar sizler filmlerin ve dizilerin böyle bir misyonu olduğunu düşünüyor musunuz? Konu hakkındaki düşüncelerinizi yorum olarak atarsanız mutlu olurum 🙂

Yorum bırakın